Cennet mekan Abdülhamid Han’ın sesine hayran olduğu ve bizzat Mısır’dan İstanbul’a getirttiği muhteşem bir hafız. 

Dinleyeni derinden etkileyen yaşamı ile esrarlı bir hazine.                                   

Kur’an-ın izzetini her şeyden önde tutan ahlakı ile örnek bir hafız.

Altın Sesli Hafızlar serimizde sizlere ülkemizde 10 yıl kadar yaşamış, Abdülhamid Han’ın dinlemeyi çok sevdiği, döneminin en meşhur hafızlarından olan Hafız Mansur El Baddar’ı anlatıyoruz. 

Şeyh Mansur El Baddar

Onu anlatmaya başlamadan evvel, Şeyh Mustafa İsmail, Abdussamed gibi birçok Kur’an hafızının Kur’an tilavetinde onun yöntemini takip ettiğini bilmeniz gerekir. 

Sesleri kategorize etmek gerekirse, bazıları metal , bazıları gümüş ve bazı sesler ise altın gibi parlak ve değerlidir.

Günümüzde bu işe gönül vermiş insanların dışında kimsenin tanımadığı, fakat sesi, Kur’an tavrı ve dik duruşu ile Mansur Baddar kariler tarihindeki yerini almıştır.

Mansur Baddar’ı diğer Mısırlı hafızlardan daha öne çıkaran husus ise İstanbul’da görev yapmış bir Osmanlı Hafızı olmasıdır. 

Mısır’ın El Ezher Camii’nde yaptığı Kur’an tilavetleri ile dinleyenleri adeta mest etmiş ve ünü birçok islam toprağına yayılmıştı.

21 yaşında şehzade Abdülhamid Sultan Abdülaziz’in Nil kıyısında yaptığı ziyarette ona eşlik ederek Mısır’a gider ve burada genç bir hafız olan Şeyh Mansur Baddar’ı dinler.

Yıllar sonra tahta çıktığında, sesi güzel bu hafızın ünü Hilafetin merkezi İstanbul’a kadar ulaşınca, Sultan II. Abdülhamid Han kendisini İstanbul’a çağırtır. 

Bu önemli daveti alan Hafız Mansur Baddar, “Kur’an’ın izzetini yere düşürecek bir çalışma yapmamak ve bazı isteklerinin kabul edilmesi” şartlarını sunarak bu davete icabet eder.

1902 Yılında 26 yaşında genç bir hafız olan Şeyh Mansur El Baddar, İstanbul’a gelir.

Sultan Abdülhamid Han, Hafız Mansur Baddar’ın Kur’an Kıraatini çok beğenmiştir. Bu sebepten dolayı İstanbuldan ayrılmasına izin vermez. 

Fakat oğullarını için görmek ailesi bir telgraf gönderir. 

Bu telgrafta “Annen çok hasta, hemen gel diye yazmaktadır.”

Ancak Abdülhamid Han, Hafız Mansur’un Mısıra döndüğünde geri gelmeme ihtimali üzerine ,bütün malını burada bırakması, annesini görüp geri dönmesi şartıyla izin verir. 

Bu teklif üzerine Abdülhamid Han’ın ona olan muhabbetini görür ve Şeyh Mansur Mısır’a gitmekten vazgeçer.

Fakat sonrasında, bu çekilen telgrafın gerçek olmadığını Mısır’a döndüğü zaman ailesi ile bir araya geldiğinde anlar.

Hafız Mansur Baddar, yaklaşık 10 yıl Türkiye’de yaşamıştır. Bu süre zarfında, ülkemizin adet ve göreneklerine ayak uydurmuş, Türkler gibi sarık takmış ve sakal bırakmıştır. 

Şeyh Mansur El Baddar

Öyleki, Mısır’a geri döndüğü zaman kendi köylüleri ve babası dahil onu tanımamıştır. Orada bulunanlar onun oğlu mansur olduğunu söylediklerini babasının sevinçten bayıldığını söylerler. 

Bu hadiseden sonra, Mısır’da bir türk gibi yaşamaya başlayan Mansur Baddar insanların arasında giydiği Türk usulu fes ve sakal ile anılmaya başlayacaktır.

Bazen Mansur Baddar İstanbul dışına da çıkar ve Kur’an-ı Kerim okurmuş. 

Mısır’a dönerken de tüm Şam illerini dolaşarak gitmiş.

Ancak, çokları onu kıyafetinden dolayı Sultan Abdülhamid’in casusu sanırlarmış.

Hafız Mansur El Badar’ın Türkiye’de öyle sevilirdi ki, kendisine özel olarak verilen bazı kitaplara halife tarafından adını altın su ile yazdırılırdı.

İstanbul’da ingiliz sorununlarının başladığı 1912 yılına kadar Türkiye’de kaldı ve o dönem yapılan ihtilal hazırlıklarına tanık oldu.

Şeyh Mansur Baddar, Mısır’a döner ve daha önce Sultan Abdulhamid Han’ın kendisine vermiş olduğu parayla kendi köyüne bir saray yatırır. Bu mini saray’ın projesi tamamen İstanbul’da çizilmiştir.

Hafız Mansur’un 1917 yılında başlayan ikinci Mısır hayatında birçok iç mücadeleye şahit olmuş. 1918-1919 yılları arasında Mısır’da İngiliz işgaline karşı oluşan bağımsızlık yanlısı sivil hareketi “Wafd”in içinde yer almıştır.

Güzel sesi ile halkı camilerde toplamış ve milli şuur kazanmaları, bilinçlenmeleri için büyük gayretler sarfetmiştir. Bu çabaları sebebiyle, ona “Kari el-Savra” yani “İhtilal Karisi” ünvanını vermişler. 

Şeyh Mansur, bir defasında camide Kur’an-ı Kerim okurken, Wafd hareketinin önde gelen isimlerinden Mustafa Nahhas Paşa’nın içeriye girdiğini görmüş ve okuduğu ayeti bitirdikten sonra, bir sonraki ayet yerine şu ayeti okumuş; 

“Mahşer yeri Rabb’imin nuru (adaleti) ile aydınlanmıştır. Kitap amel defterleri (sağ ve sol ellere) konmuş, peygamberler ve şahitler getirilmiş, kullar arasında adaletle hüküm verilmektedir, hem onlar asla zulüm görmezler” (Zumer Suresi, 69).

Daha sonra  , Nahhas Paşa’nın hemen ardından içeri bu defa da Kral Fuad girer.Bunun üzerine yine başka bir ayete geçer ve 

“Padişah Belkıs onlara şöyle dedi: Doğrusu padişahlar bir memlekete girdikleri zaman, orasını perişan ederler ve halkının şerefli kimselerini (öldürerek, mal ve mülklerin yağma ederek) zelil ederler” (Neml Suresi, 34). ayetini okur. 

Mansur Baddar’ın direkt bu ayeti okuması Kral Fuad’ın canını sıkar ve Kral çıkarıp, bir sigara yakar. Fakat  Şeyh Mansur yapılan bu saygısız hareket üzerine Kur’an okumayı bırakır.

Kral Fuad, sigarasını söndürür ve özür dileyerek, devam etmesini ister. 

Şeyh Mansur’un bu tavrı el-Ezher Şeyhi tarafından da takdir edilir ve “Sen Kur’an’ın izzetini yere düşürmedin ” diyerek, kendisini yüz altın ile ödüllendirir.

Şeyh Mansur Badar, ününün zirvesindeyken, 1936’da resmi toplantılarda ve çevrelerde Kuran’ın okunmasını beklenmedik bir şekilde bıraktı.

Radyonun Kur’an okuması konusunda ki teklifleri reddetti. Ve memleketi Majul köyüne döndü. 

35 yaşından sonra hayatının sonuna kadar Şeyh Baddar insanlardan kendini uzaklaştırarak uzlete çekilmiş bir hayat yaşamayı tercih etti. 

Bu sebepten dolayı kendisine ait orijinal ses kayıtları pek bulunmamaktadır. Dinlediğimiz kayıtların kendisine ait olup olmadığı kesin olmamakla birlikte toplamda bilinen sadece 3-4 tilavet kaydı vardır.

Sadece köyünün ve yakın çevresinin bazı programlarına katılmıştır. Örneğin her yıl Ramazanın son Cuma günü köyün camilerinden birine gelir tilavet ederdi.

Güzel sesinin tadını çıkarmak için bunu bilen herkes uzaktan yakından bu uzak köye onu dinlemeye gelirdi. Halkı büyük ölçüde etkileyen bu programlarda ustanın Ra’d, Necm Qamar ve Haqqa gibi sureleri en güzel şekilde okuduğu rivayet edilir.

Özellikle Şeyh Mustafa İsmail’in de onun gibi bu süreleri okumaya özel bir ilgisi olduğu bilinir.

9 Ağustos 1967’de Şeyh Mansour Baddar’ın altın sesi sustu ve 83 yaşında hayata veda etti.

83 yıllık ömrü boyunca hiç evlenmeyen Şeyh Mansur, bunu “nasip değilmiş” şeklinde açıkladı.

Bu büyük hafızın neden 40 yıl uzlete çekildiğine, bugüne kadar hiç kimse açıklık getirilmiş değil…

Kimbilir belki gerçekten Abdülhamid Han ile olan sırları ve hukuku sebebiyle bu şekilde yaşamıştır….

Allah kendisine rahmeti ile muameleye eylesin.