Ana sayfa Blog Sayfa 2

Kur’an-ı Kerimi Güzel Okuyan Çocuklar

Bu videomuzda internette videoları milyonlarca kez izlenmiş ve paylaşılmış En Çok Dinlenen Çocuk Hafızlar Listesinden 6 hafızı sizlere hatırlatıyoruz.

Videomuzu beğenmeyi, yorum yapmayı unutmayalım. Ülkemizde saçma içeriklerin TRENDLERE çıktığı şu youtube dünyasında, bu gibi çocukları çocuklarımıza örnek gösterelim. Ne kadar yorum ve beğeni yaparsanız videolarımız okadar hızlı TRENDLERE girebilir. Bir videonun TRENDE girmesi ise milyonlarca kişiye ulaşması demektir !

Videoların Tamamı :

Hazırlayan ve Sunan : Fatih İmdat

Instagram Hesabı : https://www.instagram.com/fatihimdat

Kur’an aşıkları neden buluşuyor ?

Günüzümüzde organize ve edilen ve onlarca Kur’an okuyucusunun bir araya gelip Kur’an okuduğu buluşmalar neden önemli ?

Son yıllarda ülkemizde kısıtlı bir kaç grup tarafından yapılmaya çalışılan ve binlerce insana ulaşan Kur’an aşıkları buluşmaları gençler arasında çok seviliyor. Özellikle genç ve kabiliyetli, hafız ve kâriler bu gibi platformlarda Kur’an okutularak Kur’an okuyucusu olma yolunda teşvik ediliyor.

Dünyanın muhtelif yerlerinde sıkça yapılan bu gibi organizasyonlar, malesef ülkemizde sadece belirlenmiş kişilerin ve tavrın gençlere örnek olarak sunulup, sonrasında unutulmasından öteye geçmiyor. Tabana gençlere dokunmuyor vesselam.

Ülkemizde 2017 yılında Kur’an Meclisi platformunun binlerce insana ulaştığı ve ilkini İstanbul/Pendik ‘te yaptığı Kur’an buluşması, hala insanların hafızasında ki yerini koruyor.

İranlı meşhur Kâri Vahid Nazarian ve ülkemizin seçkin hafızları bir arada.

Kur’an Meclisi platformu, internet üzerinde milyonlara ulaşan canlı yayın programları ve hazırladığı özel video serileri ile bu işi yapmak isteyen gençlere örnek oluyor.

Peki bu Kur’an buluşmaları neden bu kadar önemli ?

Bilindiği üzere peygamber efendimizin meşhur hadislerinden birisi ; “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 21) şeklindedir. İnsanları Kur’an tilaveti sevdası ile bir araya getirmek, kardeşlik bağlarını güçlendirmek, daha önemlisi Allah’ı zikretmenin en büyüklerinden olan Kur’an tilavetini gerçekleştirmek kadar güzel bir toplanma şekli olamaz heralde.

Bunlara ilaveten, eğer birde insanları okunan ayetleri düşünmeye ve yaşamaya teşvik etmekte yapılırsa, ülkemizce bilinen bir tabir ile “tadından yenmez” diyebiliriz.

Kur’an aşıkları, okuyucuları, sevenleri tarafından gerçekleştirilen bu organizasyonda 2 gün boyunca, dünyanın ve ülkemizin sevilen hafızları doyumsuz Kur’an tilavetleri gerçekleştirmişlerdir.Ayrıca bu tilavetler internet üzerinden tam 6 saat boyunca canlı olarak yayınlanmıştır.

Program yapılan yerde yatılı olarak kalma imkanının olması ise, bu muhabbetin gecelere ve sabahlara kadar taşmasına vesile olmuştur.

O gün programa katılan Suriyenin meşhur okuyucularından olan Zeki Al Asali, duygularını şu şekilde dile getirmiştir. (bakınız aşağıdaki video)

Programın diğer videolarına bu LİNK ‘e tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bu ortamlarda bulunan dinleyicilerin büyük bir kısmı Kur’an aşıklarından oluşması sebebiyle, sabah erken saatlerde başlayarak gecenin geç saatlerine kadar sürmüş ve dinleyenlerden en küçük bir fire veren olmamıştır.

Malesef camilerimizde, namazın ardından okunan Kur’an tilaveti 5-10 dk yı geçtiği zaman insanlarda homurdanmalar, kalkıp uzaklaşmalar oluşmaktadır. Halbuki Kur’an tilaveti için en uygun yerler mescidlerdir.Ülkemizin elhamdülillah binlerce mescidi bulunmaktadır. Özellikle genç çocuklarımızın, dünya çapında dereceler almasından ziyade dünya çapında bilinen ve rağmet edilen sürekli çağrılan kişiler olması önemlidir.

Dünyanın muhtelif yerlerinde yapılan Kur’an yarışmaları, siyasi bazı dengelerin gölgesinde yapılmakta ve her yıl her ülke kendi birincilerini çıkarmaktadırlar.

Eskiden bu gibi dünya dereceleri alan kimseler az ve öz olurdu. Lakin bugün baktığımızda her ülkede yüzlerce dünya birisincisi etiketi ile dolaşan Kur’an okuyucuları vardır.

Burada aslolan, ülkemizi dünyanın her yerinde temsil edebilecek vasıflı ve kaliteli Kur’an okuyucularını yetiştirmektir. Bugün Kur’an kârileri sayılmaya başlandığı zaman İran’da bu işin içinde ilk sıralarda sayılmaktadır.

Sebebi ise, küçük yaşlardaki çocukların, bizim yılda bir kez bile yapamadığımız bu Kur’an aşıkları buluşmalarına belli bir yaşa gelene kadar yüzlerce kez katılmış olmasıdır.

İranlı altın sesli çocuk Umid Haseni Zade

Bu gibi meclislerde yetişen, toplum önünde küçük yaştan itibaren Kur’an okumaya teşvik edilen ve buna devam eden gençlerin, dünya çapında marka olması kaçınılmazdır.

İran dediğimizde aklımıza onlarca isim gelmektedir.(Ebul Kasimi, Shakirnejad, Tusi, Vahid Nazarian vb…) Fakat farklı ülkere giderek oralarda Türkiyeden meşhur bir Kâri ismi biliyor musunuz, dediğimizde sadece yüzümüze bakmaktadırlar.

Bunun sebebi elimizdekileri iyi değerlendirememiz ve istisna bile olsa çıkan değerlere gerektiği gibi sahip çıkmamamızdır.

Halbuki bu topraklar Kur’an ile Hafız ile yoğrulmuş topraklardır. Kur’an en güzel yazanların olduğu bu topraklarda en güzel okuyanlar neden çıkmasın ? Neden Abdussamedler, Mustafa İsmailler, Minşaviler çıkmasın ?

Bizlerde Kur’an Meclisi olarak işin bir ucundan tutarak ve bu buluşmaları organize ederek gençlerimize ulaşmak, tecrübeli büyükleri yanlarında onlara da söz hakkı vererek teşvik etmek için birşeyler yapıyoruz.

Önümüzde ki günlerde yine Ankara da küçükte olsa Merhum Hafız Mustafa İsmail’i Anma programı adı altında bir buluşma tertip ediyoruz inşallah.

Not : Programımız sadece ERKEKLERE yöneliktir.

Bu program, ülkemizden onlarca hafızın katılacağı coşku dolu bir kardeşlik ortamının oluşmasını hedeflemektedir. Özellikle genç kardeşlerimizin bu gibi programları katiyen kaçırmamalarını tavsiye ediyoruz.

Sosyal medya gücü çok önemlidir !

Sosyal medyanın büyük bir güç olduğu artık kaçınılmaz bir gerçektir. Bu kapsamda Kur’an Meclisi olarak Instagram,Youtube,Facebook gibi platformlarda, milyonlara ulaşan video içerikler ve paylaşlaşımlar yapmaktayız.

Özellikle sesleri ile Kur’an-ı Kerim’e hizmet eden meşhur hafızların hayatlarını ele aldığımız video serileri youtube ve facebook üzerinde, milyonlarca kişi tarafından izlenmiş ve paylaşılmıştır.

Bu hizmetlerin yanında yakında yayınlamayı düşündüğümüz bu alanda Türkiye’de ilk olan mobile uygulama ile, dünyanın bilinen tüm Kur’an Hafızlarının Kur’an tilavetlerini içeren muhteşem bir arşivi sizlerin hizmetine sunuyoruz.

Nihai olarak sizlere şunu belirtmek isteriz. Bizler Kur’an-ı Kerim’e hizmet edenlerin mükâfatını Allah’tan bekleyen kimseleriz. Yaptığımız bu çalışmalardan hiç kimse evini ocağını geçindirmemektedir.

Daha iyi hizmet sunabilmek adına, bazı ihtiyaçlarımız bulunmaktadır. Ankara ‘da kalıcı , sohbet yapabileceğimiz Kur’an okuyabileceğimiz, buluşmalarımızı tertip edebileceğimiz bir mekan gibi.

Programlarda kullanılmak üzere lazım olan kamera ekipmanları gibi. Kurduğumuz bu gibi sitelerin hosting ve domain ihtiyaçları gibi. Bazı ihtiyaçlarımız bulunmaktadır.

Bu kapsamda bizlere destek olmak isteyen gönül dostlarımız bizimle iletişime geçebilirse çok mutlu, memnun ve mesrur oluruz.

İletişim için : Kur’an Meclisi Facebok Sayfamız

Email : kuranmeclisitv@gmail.com

Küçük bir bağış için : https://www.patreon.com/kuranmeclisi

Her eve bir çinli erkek mi ? Doğu Türkistan Zulmü

Son günlerde Çin’in, Doğu Türkistan’a yaptığı zulümleri akıl almıyor. Her Türk hanesine, bir Çinli erkek gözcü olarak veriliyor. Çin, sadece teknolojik olarak değil, işkence metotlarında da level atlamış durumdalar. 

Doğu Türkistan, adeta dünyanın en büyük ilim merkeziydi.Bizim bazen isimlerini anarak, övündüğümüz meşhur Türk-İslam alimlerinin bir çoğu bu topraklarda yetişmiştir.

İmâm-ı Buhârî, Hakîm-i Tirmizî, Kadı Semerkandî, İbn-i Sînâ (tıb âlimi), Fârâbî (filozof), Bîrûnî (matematik âlimi), Harezmî (cebir ilminin kurucusu), Merginânî (İslâm astronomisinin kurucusu) ve Uluğ Bey (astronomi âlimi) bunlardan bâzılarıdır.

Türk-İslam dünyası için çok önemli olan bu insanlara, sahip çıkmak bizim boynumuzun borcudur.

Türk olmasına gerek yok.Irk kardeşliğinden daha öte bir kardeşliğe sahibiz biz elhamdülillah.

Din kardeşliğimiz bütün bağlardan üstün bir bağdır.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ

“İnananlar ancak kardeştir.”

(Hucurat 10)

Günlerdir, haberlerde, konferanslarda insanlara yaptıkları akıl almaz “Çin İşkenceleri“ni okumuş ve duymuş olmalısınız.

Eğer sosyal medyada, böyle bir habere denk gelip, hiç yüreğiniz ağırmadıysa, biran olsun sizi duraklatmadıysa, içinize bir şeyler oturmadıysa, bırakın bu yazıyı da okumanıza gerek kalmamış demektir. Ölen ruhunuza bir Fatiha okuyun geçin !

Sosyal medya insanlara bu zulümleri duyurmak için büyük bir fırsat iken, bazılarımızı da, ruhsuz ve huzursuz zombilere çevirdiği gerçeğini unutmamak lazım.

Çin, yine işkencelerinin hakkını vererek, Müslüman kardeşlerimize akla ziyan şeyler yapmaya devam etmektedir.

“Rehabilitasyon Merkezi” adını verdikleri (Yersen!) yerlerde, asimile etmeye çalıştıkları insanlara, yaptıkları uygulamaların sınırı yok.

Zaten dışarıda, zulüm altında inleyen insanların içinden, seçtikleri kişileri çoluk çocuk demeden, kamplara alıp, tamamen dini kavramlardan uzaklaştırmak ve Çinlileştirmek istemektedirler.

İnsanlarıni yediği, içtiği, giydiği, dini velhasıl herşeyi ile, kendilerine benzemesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Benzemedi mi ? Ne olacak canım, öldürün gitsin !

Bu zulümden kaçarak ülkemize bir şekilde, gelmiş Türkistanlı kardeşlerimizin, anlattıkları şeyler inanılır gibi değil.Çin, sadece teknolojik olarak değil, işkence metotlarında da level atlamış durumdalar.

Uydu görüntüleri, Doğu Türkistan çölleri dahil olmak üzere birçok noktada inşa edilen ve içinde yüz binlerce Uygur Türkü’nün tutulduğu toplama kamplarının son bir yılda tam 3 katı büyüdüğünü ortaya koyuyor.

Sözde rehabilitasyon merkezlerinde (kamplarda) yaptıkları işkencelerden bazıları şunlar; 

  • Bir iki lokma yemek için, dakikalarca, devlet başkanlarına methu senalar ve dualar, çin komünist partisini öven söylemler ve şarkılar söylettiriliyor.
  • Toplama kamplarında, özellikle Cuma günleri, Cuma saatine denk getirilerek, domuz eti yedirme çalışmaları yapılıyor.
  • Eğer bu eti yemeyi reddettiğimiz zaman ise başka işkence aşamalarına geçiliyordu.
  • Duvara bakarak ayakta 24 saat durmak.
  • Özel işkence sandalyelerine bağlanarak 24 saat bağlı tutulmak.
  • 5m2 karanlık hücrelerde, günlerce tutulmak.
  • Anadan üryan şekilde, kışın buz üzerinde, yazın sıcak güneş altında ayakta tutulmak.
  • Diğer bir işkence şekli ise, su hücrelerinde 24 saat tutulmak.
  • Güneş doğmadan önce koşturulmak sureti ile çeşitli saçma uygulamalara maruz bırakılmak.
  • Yeterince hızlı koşamayanların cezalandırılması için özel bir odada bu kişilerin tekme ve kemerle dövülmesi.
  • Bazı hücrelerde yatmayı bırakın oturmak bile mümkün değil.Uyumak hak getire, uyursanız zaten hazırda bekleyen koca koca fareler var sizi uyandırmak için.
  • Kampa girerken, hiçbir dine mensup olmadığına dair kağıtlar imzalatmak.
  • İmzalamaz iseniz, kampın çok daha zorlu sıkıntılı yerlerine özel olarak koyulmak.
  • İmzalarsanız ben bu işten yırtarım sonra diye düşündüğünüzde, ölürseniz cenaze namazınıza dahi izin verilmemekte ve yakılmaktasınız.
  • Hükümet ise açıklamada, bu adam hiçbir dine inanmıyordu ne namazı ? demektedir.
  • 30 kişinin zor sığacağı hücrelere yüzlerce kişiyi ayakta sokarak işkence ki, anlatanlardan bazıları nöbetleşe çömelme yaparak dinlendiklerini söylemektedir.
  • Zaten kampta kadınsanız, işiniz çok daha zor.Çalışan erkek görevlilerin hergün, taciz ve tecavüzüne hazır olmalısınız ki, ahlaksızlık çinlilerde gayet normal görülmektedir.
  • Öldürülen, bir sürü kadın erkek çoluk çocuğun ise haddi hesabı bilinmemektedir.

Dışarıya gelirsek, kamp ortamında nasılsa, dışarıdaki polisiye tedbirlerde o derece ağırdır.

Düşünün camiye dahi kimlik kartı okutup girebiliyorsunuz.Onuda almak, aldıktan sonra taşımak her babayiğidin harcı değildir.

Heran bir Çinli gammazcının yüzünden “Rehabilite” olabilirsiniz ! Küçücük Türkistanlı çocukların, maruz bırakıldıkları insanlık dışı eylemleri anlatmıyoruz bile.

2 çocuk sınırı var. Velevki 3.sü oldu. Aile bireyleri hapis cezasına çarptırılır. Çocuk ellerinden alınarak ”Melekler Yuvası” projesi kapsamında “asil bir Çinli !” olarak yetiştirilir.

Sıkı durun en acayip ve saçma uygulamayı anlatmaktan utanç duyuyoruz, ama söylememiz gerek ! Ümmeti Muhammed’in duyması gerek!

Müslüman Türk her ailenin evine gözcü olarak birer Çinli erkek gönderiliyor. Yanlış duymadınız, her aileye…Kabul etmeme şansları yok.Aksi durumda kampa alınmakla tehdit ediliyor.

Evlerine aldıkları bu yabancı adamların, yatması, bakması ve tüm ihtiyaçları o aileye ait. Bazı aile bireylerinin erkekleri, kamplara alınmış olduğundan, evde bulunan çoluk çocuk, kadın kız bu ama hizmet etmek durumunda. Yapmadıkları takdirde, yine rapor tutulup, kamplara gönderilmekle tehdit ediliyorlar.

Binbir türlü eziyet, tecavüz, namussuzluk ne ararsanız bu uygulamaya dahildir.Ayrıca çinli herhangi bir erkek, istediği herhangi bir türk kızınla evlenebilir. Türklerin itiraz etme hakkı yoktur. Oldu ki , itiraz ettiniz, sizi ırkçılık suçlaması yaparak hapse atabilir, üzerinizde istediği gibi hak iddia edebilirler.

Evet Müslüman kardeşlerim, bizler cennet vatanımızda, ücretimize yapılacak zammı, eve girecek binbir çeşit yiyeceği, çocuklarımıza alacağımız oyuncakları, rahat rahat hastanelerde, çocuğumuzun elinizden alınma korkusu olmadan yapacağınız doğumları düşüne duralım…

Keyfimiz yerinde değil mi ? Allah bize bunun gibi zulüm altında inleyen dünyanın her yerinde ki, müslümanların ahvalinden sormayacak nasıl olsa değil mi ?

Emin olun ki, soracak…

Sorduğu zaman ise korkarım ki, hepimizin felaketi olacak !

ALLAH KORUSUN !

Kur’an Nasıl Güzel Okunur ? Ses Yeterli midir ?

Mutlaka herkes, insanların dinlediği ve sevdiği meşhur hafızlar gibi Kur’an okumak isterler.Fakat bu zannedildiği kadar kolay mıdır ? Nasıl güzel okunur ?

Allah her insana farklı farklı yetenek ve kabiliyetler vermiştir. Dünya’nın en iyi oyuncusu, en iyi futbolcusu, en iyisi olanların hayatlarına baktığımız zaman, en iyi oldukları dallarda özel bir ilgi ve kabiliyetlerinin olduğu gerçeğini göreceksiniz.

Ülkemizde hep örnek gösterilir, eğer İbrahim Tatlıses, Kur’an okusaydı, dünya çapında bir hafız olur muydu ? Abdussamed‘i geçer miydi ? gibi vesaire bir sürü yorum yapılmıştır.

Bir alanda yeteneğinin olması, insanı o alanda en iyisi olacağı anlamına tabiki gelemez. İlgili eğitimleri alması, en azından doğru kanalize edilmesi önemlidir.

Kendisine örnek aldığı ve izinden gittiği kişilerde çok çok önemlidir.

Bizler yıllarca Abdussamed’i dinledik ve onun gibi okumaya çalıştık.Fakat Abdüssamed’in yaşlılık dönemi okuyuşlarının, belki yanına bile yaklaşamadık kalite olarak.Çünkü onun sesinde Allah’ın insanlara sevdirdiği özel bir hâlâvet vardı.

Peki bizler Kur’an-ı Kerimi nasıl güzel okuyabiliriz ?

Kur’an Kerimi güzel okumak ne demektir, öncelikle bunun tanımı doğru yapmalı ve anlamalıyız.

Güzel okumaktan hemen önce, telaffuz etmemiz gereken başka bir durum söz konusudur ki, oda doğru okumaktır.

Doğru okumanın açılımı ise şundan ibarettir. Harflerin mahreci, telaffuzunu belli kurallar ölçüsünde (tecvid) , doğru şekilde çıkararak okuyabilmektir.

Kur’an-ı Kerim tilavetinin, en önemli unsurlarından birisi, ölçüdür.

Bu unsurlardan sonra ise güzel okuma dediğimiz, ses ve makamı etkili ve doğru kullanarak okuma gelmektedir.

Nasıl güzel okuyabilirizin formülü ise şudur ;

Güzel Okuma = Doğru Okuma + Ölçü + Ses Ve Makam Hakimiyeti

Peki , formülde ki herşeye sahipsiniz, bunlar sizi dünya çapında tanınan bir okuyucu yapmaya yeterli midir ?

Tabiki hayır. Dünya çapında sevilen ve tanınan bir okuyucu olmanın en büyük sırrı ihlas‘tır.

Okunan Kur’an-ı Kerim’in manasına vakıf olmak ve bu manaya yönelik bir huşu içerisinde ihlasla okuyabilmektir.

” وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ “

Kur’an’ı tane tane, hakkını vererek oku.(Müzzemil Süresi 4)

Ülkemizin yetiştirdiği en önemli hafızlardan birisi olan İsmail Biçer (Allah Rahmet Eylesin) Hocaefendinin hocası Reisül Kurra Abdurrahman Gürses ‘tir. Yani ilim yuvası bir yerden yetişmiş, nadide bir hafızdır.Okuyuşlarının en önemli özelliği ise ihlas ve ciddiyettir.

Abdulbasit Abdussamed’in okuyuşlarına baktığınız zaman, tilavetlerindeki duruşu, vakuru, ciddiyeti ve ihlasını görebilirsiniz.

Demekki ses,makam,tecvid,talim gerekli, fakat bunların yanında okunan kısmın manasına vakıf olmak ve bu ruh haline bürünerek okuyabilmek gereklidir.

Bu ruh hali ise, sizi zaten ihlaslı kılacak en önemli şeydir.

Herkes Güzel Kur’an Okuyabilir mi ?

Her insanın ilgili tüm eğitimleri alabilmesi olanaksızdır.Müslüman olarak Kur’an-ı Kerimi güzel okumaktan çok, onun içeriğini hayatımıza yansıtmakla mükellefizdir.

Fakat manasına vakıf olan olmayan herkesin, Kur’an-ı Kerimi güzel bir sesten dinlemesi, onun manevi duygularını yükseltir. Bunun yanında, Allah kelamının her harfinin muciz olması insanın gönlünde mutlaka uhrevi duygular uyandırmaktadır.

Kur’an-ı müslüman olsun veya olmasın her kim güzel bir sesten dinlediğinde gönlünün yumuşadığını, anlamasa bile gözlerinin dolduğunu görmektesiniz.

Öncelikle imkanı olan, mutlaka medrese,Kur’an kursu veya civarında bulunan camilerde ki hocalarımızdan destek almalılar.

Makamsal olarak kendini geliştirmek isteyenler mutlaka meşhur hafızları devamlı dinlemeli ve okudukları şekilde okumaya çalışmalıdır.

Önce okuduklarınız belki hiç hoş olmayacaktır.Ama zamanla düzelmeye başladığını göreceksiniz.

Dinlemek derken, saatlerce dinlemekten bahsediyorum.Çünkü başka türlü kulağınıza o makamlar oturamaz.Yani taklid ile başlamak tahkike yani kendi okuyuş tarzınıza bir zemin bir yol oluşturacaktır.

Velhasıl sizlere tavsiyemiz mutlaka Kur’an ile hemhal olun.Arapçasını benimseyip manasını merak edin.Merak edin ki, elinizin altında nasıl bir hazine olduğunun farkına varın.

İnternet üzerinde bizim sayfalarımızdan Kur’an okuma ve dinleme kültürü konusunda istifade edebilirsiniz.

Youtubehttps://www.youtube.com/kuranmeclisi

Facebookhttps://www.facebook.com/kuranmeclisi

İnstagramhttps://www.instagram.com/kuranmeclisi

Dikkat! Yeni Bir Meslek/İşkolu Doğuyor

Ülkemizde, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yaklaşık 27 milyon kişiyi doğrudan etkileyebilecek yeni bir iş kolu oluşmak üzere. Evet halihazırda çalışma hayatında yer alan iş kollarına ek olacak ve dahası -ilginç bir şekilde- birçok iş kolunu da temel düzeyde bünyesinde barındıracak olan bu yeni meslek, yeterince sahiplenildiği takdirde ülkemizi üst düzey maddi ve manevi refah seviyelerine taşıyacaktır.

Adaylara ilgili konularda düzenli olarak alan uzmanlığı eğitimlerinin verilmesine ek olarak, belirlenecek olan periyotlarda eğitimlerin verilmesi, geçerlilik sınavlarının yapılması ve meslekte kalite anlayışının geliştirilmesi amacıyla ISO 9001 – Kalite Yönetim Sistemi çerçevesinde değerlendirilmesi söz konusu olacaktır.

Bu ilginç iş kolunun adını vermeden önce adayların taşıması gereken niteliklere ve/veya eğitim ve sertifikasyon sonrası edineceği özelliklere kısaca göz atalım:

  • Temel bilgisayar, internet ve teknoloji bilgisi

Dijital dünyaya ayak uydurmakta zorlanan müşterilerin bilişim ihtiyaçlarının doğru olarak algılanması ve doğru yönlendirilmesi adına bilgisayar kullanabilecek, internette ve sanal alemde sağlıklı kaynaklara erişim ve zararlı içerikten kaçınılması için gerekli yetenekleri edinecektir. Hızla ilerleyen teknolojinin temel kavramlarını basit düzeyde bilecektir.

  • Proje yönetimi, planlama ve risk yönetimi

Sürekli ve çoklu süreç şeklinde devam eden günlük işleri ve iş süreçlerini eş zamanlı olarak planlayıp yönetebilecek, bitirebilecek ve işler hakkında temel düzeyde risk hesabı yapabilecektir. Bu süreci kurumu ve müşterileri adına yürütebilecektir.

  • Kurum işletmesi ve yönetimi

Mâli ve fiziksel açıdan girdi-çıktıları öngörüp iyi hesaplayabilecek, müşterilerin ve çalışanların haklarını ve yatırımlarını kısa ve uzun vadede koruyabilecektir. Kurum varlıklarının düzenli olarak kullanımı ve bakımı konusunda eğitilecektir.

  • İletişim becerileri, ve halkla ilişkiler ve görgü kuralları

Kurum içi ve özellikle kurumlar arasında, işlerin yürütümü esnasında gelişen ilişkileri görgü ve ahlak kuralları çerçevesinde yönetebilecek iletişim becerisine sahip olacaktır. Ülkemizdeki sorunların teknik olmaktan ziyade idari ve insani olduğu göz önüne alındığında bu yetenek bir hayli önem kazanmaktadır.

  • Pedagoji, temel psikoloji ve stres yönetimi

Müşteri ve çalışan psikolojisini iyi analiz edip, çıkabilecek çatışmaları iyi yönetebilecektir. Çağımızın en tehlikeli hastalıklarından biri olan “stres” ile mücadele yöntemleri üzerine eğitim alacaktır. Özellikle çocukların duygusal, zihinsel ve de sosyal gelişimlerini inceleyebilecek pedagojik yeteneklere sahip olabilecektir.

  • Çevre koruma, İş sağlığı ve güvenliği, iş hijyeni

Kurumu koruyacak, kurum ve çevresindeki iş güvenliği risklerini giderecektir. Çalışanlar ve müşteriler için iş sağlığı ve iş hijyeni sağlayabilecek yeteneklere sahip olacaktır.

  • Temel İlkyardım Bilgisi

Çalışan ve müşterilerin herhangi bir kaza ya da yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin tıbbi yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önleyebilecek yeteneklerin eğitimini alacaktır.

  • Aşçılık ve diyetisyenlik

İnsanların yeterli, dengeli ve sağlıklı bir biçimde beslenebilmeleri için gerekli konulara hakim olacak ve afiyetle yenebilir düzeyde yemek pişirilebilmesini sağlayacak yeteneklere sahip olacaktır.

  • Temel düzeyde temel bilimler (Matematik, fizik, kimya, biyoloji)

Özellikle yeni başlayan müşterilerin ve çalışanların ihtiyaçları doğrultusunda, temel düzeyde matematik başta olmak üzere temel bilimlerle ilgili bilgilendirme sağlayabilecektir.

  • Beden eğitimi ve spor

Hem kendisi, hem kurum çalışanları, hem de müşteriler için bedenin zinde tutulması için gerekli bilgilere sahip olacaktır. Günümüzün tehlikelerinden biri olan obezite konusunda farkındalık sahibi olacak, müşterilerin kendilerine uygun bir spor dalında başarılı olması adına onlara yol gösterecektir.

  • Temel dini bilgiler ve yaşam dinamikleri

Temel düzeyde ilmihal bilgisi, Kur’an-ı kerim okuma ve anlama, yaşam, ölüm ve ahiret hakkında bilgilendirecek eğitimi alacaktır.

İşte yukarıda belirtilmiş olan kategorilerde yetkinlik gerektiren, hakkıyla yapıldığı takdirde hem maddi hem manevi kazancı çok yüksek olan, ülkemizin şiddetle ihtiyaç duyduğu bu müthiş iş kolunun adı “Ev hanımlığı”dır.

Türlü türlü hilelerle evinden çıkarılıp kapitalist sistemin çarkları arasında ezilmeye çalışılan, heveslerin vitrinini süslemesi istenen ülkemiz kadınının en şerefli mesleği; hem eğitimi, hem ahlakı bozulmaya çalışılan çocuklarımızın en kuvvetli kalesi, kısaca planlı bir şekilde çürütülmeye çalışılan toplumun temel taşının, “Aile” kurumunun direği “Ev hanımlığı”dır, hakkıyla yapılan anneliktir. Müşteriler ve çalışanlar ise eş, çocuklar ve bağlantılı diğer fertlerdir.

Gerçekten, ev hanımının ve annenin evin dışına çıkarılıp, yabancıların her ne ad altında olursa olsun eve sokulması ve ailenin çökertilmesi için finans sağlamak ve politikalar geliştirmek yerine, ev hanımlığının bir iş kolu haline getirilip eğitim, kalite kontrol ve finans bakımından yeniden, ciddiyetle ele alınarak kontrollü bir şekilde yapılandırılması gerekir. Televizyon programları ve sosyal medyanın gölgesinde eğitilen bireyler yerine bilinçli, eğitimli ve donanımlı ev hanımı yetiştirilmelidir.

Bu husus ülkemizin tam bağımsızlığı, maddi ve manevi refahı için çok çok gereklidir. Bu ciddi bir tekliftir.

#KuranOkumayaDavet Akımı Çığ Gibi Büyüyor

Sosyal medya, üzerinde başlatılan #kuranokumayadavet akımı, yüzlerce insana ulaşarak bir ilke imza attı.

#kuranokumayadavet hashtagı altında başlatılan ve çığ gibi büyüyen bu akım, insanları Kur’an okumak ve farkındalık yaratmak adına yapılan bir çalışma olarak takdir görüyor.

Facebook ve İnstagram üzerinden başlatılan bu akıma, özellikle ülkemizin meşhur hafızlarıda icabet etmektedir.

Gençlerimiz hatta çocuklarımızın dahi severek dahil olduğu #kuranokumayadavet akımı bugün yüzlerce insana ulaşmış, ve Kur’an okumak adına ciddi bir seferberliğin öncülüğünü sosyal medyada başlatmıştır.

Bu akımın, sosyal medyada bireysel yayınlanan videolardan farkı ise, kitlesel halde yapılan bir akım oluşudur.

Herşey bir davet videosu ile başladı.

Akımın öncülüğünü yapan Fatih İmdat, kendi sosyal medya hesaplarından Kur’an okuyarak insanları Kur’an okumaya davet etmesi üzerine, insanların bu akıma akın akın dahil olduğuna şahit oldu.

Bu akımın başlamasına fikir öncülüğü yapan Fatih İmdat bu hususa ilişkin şunları söyledi ;

Bir sabah iş arkadaşımla mesaiye gidiyorduk.Sosyal medya üzerinde yapılan saçma ve bir okadar gereksiz akımlardan konuşuyorduk.Sonrasında neden bizimde faydalı olabilecek bir zincir başlatmayacağımız aklımıza geldi.

Sosyal medyada akım adı altında, İslam,Kur’an ve Hadis ile ilgisi olamayan,müstehçenliği ilke ve baz alan, gençlerin aklını,fikrini bulandıracak, hiç kimseye faydalı olmayan çalışmalar yapılmaktadır.

Bu akımların, kimlere ve neye hizmet ettiği zannımca herkes tarafından tahmin edilir.

Bizlerde bu akımların karşısında duracak, herkesi sarıp kucaklayacak bir akımın neden bizler tarafından hayata geçirilmediğini düşündük.

Kur’an Meclisi gibi bir platformu zaten insanlarımızın hizmetine sunmuştuk.Bunun yanında böyle bir akımın başlamasına vesile olmak, sevabına dahil olmak çok güzel.

#kuranokumayadavet akımının, tarafımdan çekilen ilk video ile fitilini ateşlemiş olduk.

Elhamdülillah kısa zamanda, yüzlerce kişi, genç,yaşlı,çoluk,çocuk,din görevlisi olsun olmasın, her kesimden kendisine karşılık buldu.

Yurt dışında da bulunan meşhur hafızların da bu akıma destek verdiğini söylemek isterim.

Buradan okuyan bütün kardeşlerimi, güzel okusun okumasın, hafız olsun olmasın, heceleyerek okusun isterse, bu akıma katılmaya davet ediyorum.

Unutmayalım kim Kur’ana ve Allah’ın dinine hizmet ederse, Allah varlığını kendisine hizmetçi kılar.

Nasıl katılabilirim ?

Eğer sizlerde bu akıma katılmak isterseniz yapacağınız çok kolay.

Öncelikle Daveti aldığınız kişiyi belirtiyor, sonra okumaya davet ettiğiniz kişiyi söylüyorsunuz.Ardından bir ayette olsa Kur’an okuyorsunuz.

Bu videonuzu Facebook ve İnstagram hesabınızdan #kuranokumayadavet etiketini yazmayı unutmamalısınız.

Yine daveti aldığınız ve davet ettiğiniz arkadaşlarınızı etiketlemeniz, onların bu davetinizden haberdar olmasını sağlayacaktır.

Kusura Bakma Sayın Bardakçı AMA !

Sayın Murat Bardakçı, yakın zamanda Cumhurbaşkanımızın güzide Kur’an tilaveti sonrasında bir yazı kaleme aldı.

Aslında iyide yapmış oldu.Kur’an kıraati yine ülkenin gündemine geldi.Bir hayra vesile oldu kanımızca.

Lakin, lakin diyoruz yazının içinde doğrulardan fazla yanlışlar var.

Kur’an okuma tavrı noktasında kurduğu bazı cümleler ki akla ziyan.

Birde “Üsküdar Tavrı” var değil mi.İstanbul tavrı.Hani İsmail Biçer ve Abdurrahman Gürses hocaefendinin okuyuşlarının bile, üsküdar tavrı yanında çok itibar görmediği o meşhur tavır.

20.Yüzyılda ki hafızların isimlerini zikrederek coğrafyamızın değerlerinden bahsediyor.

Bu isimle başımızın tacı, okudukları ruhumuzun ilacı amenna.

Ama yine lakin demek zorundayız.Niye mi ?

12 Eylül sonrası herşey arabeskleşmiş.Kur’an tavrı yerini kuru,bayat bir okuyuşuya bırakmış.Haykırma dolu özentiler almışmış.

Heleki bir paragrafta kurduğu bir cümle akla ziyan.

” Türkiye’deki Kur’an tilâvetine bugün taklidin de taklidi bir Arap, özellikle de Mısır tavrı hâkimdir, üstelik bu merak gittikçe yayılmakta, hafızlarımız Abdülbâsıt Abdüssamed yahut Mustafa İsmail gibi Mısır’ın geçmişteki büyük, önemli fakat tavırları kulağımıza yabancı hafızlarını taklid etmektedirler. Halil el-Hoserî gibi tilâveti nisbeten bize yakın eski üstadlara özenseler “âmennâ” diyeceğim ama revaçta olan Abdülbâsıt üslûbu ve bazen de kıt’a Arabistan’nın tavrıdır! ”

Yukarıdaki paragrafta “önemli fakat” diye kurduğu cümle varya ha tam işte orası.

KULAĞA YABANCI HAFIZ !

Valla üstadım, Sayın Bardakçı kusurumuza bakmayın lakin, üç kelime sizin Kur’ana olan yabancılığınızın bir tezahürü olsa gerek.

Kur’an milliyetçiliği yapacağım diye, tavır milliyetçiliği yapacağım diye ettiğiniz şu kelam, bizleri cidden üzdü vesselam.

Şimdi kulağa yabancı bu hafızlar ne okuyorlar.”KUR’AN”

Okuyanın yabancı olması, okuduğunun Kur’an olduğu gerçeğini değiştirir mi ?

Mustafa İsmailin sesindeki iniş ve çıkışları, birkez olsun tefsir eşliğinde dinlediniz mi ?

Manaya göre yapılan yorumlamaları neye göre “KULAĞA YABANCI HAFIZ” kategorisine sokuyorsunuz anlamak mümkün değildir.

Dün veya bugün, bizim coğrafyamızın mûsiki kültürünü direk Kur’an üzerinde uygulayan hafızların, acaba kaç tanesi Abdulbasit,Mustafa İsmail veya Minşavi’nin, islam coğrafyaları üzerinde bıraktığı izi bırakmıştır.

NE YAPSALAR OLMUYOR !

Sayın Bardakçı, Kur’an ile hasbelkader hiç bir ilgi alakası bulunmayan, insanların Abdulbasit Abdussamed’i dinledikten sonra,Kur’an ile olan irtibatını artırdığını müşahade ettiğiniz kaç insan oldu hayatınızda acaba ?

Abdussamed gibi isimler dünyanın en ücra köşesinde dahi bilinen, Kur’an’nın düzgün okunmasına vesile olan, en azından nasıl okunması gerektiğine, telaffuzların nasıl olması gerektiğine dair insanlara yol gösteren isimlerdir.

Bu muhakkak Allah’ın insanlara bir lutfü bir ikramıdır.

Şimdi bu kapsamda, bu güzel sesli insanlara özenen gençlerimiz, onlar gibi okumaya gayret ediyor.

Ama olmuyor ! ????

Çünkü biz bu topraklardan tüm dünyanın takip edeceği ve muteber kabul edeceği bir Kıraat tavrı çıkaramadık ?

Peki neden ? Telaffuz farklılıklarından olmasın ? “ü” keşmekeşliğinden olmasın ? Ülkede topyekün Kur’an-ı yasaklayan mevlitlere sıkıştıran, sonra mevlit tavrını Kur’an’a giydiren bir zihniyetten olmasın ?

Son dönemlerde Diyanet İşleri Başkanlığımızın, özellikle arap okuyucuları insanlara getirip dinlettirmesinin bir sebebi var.

İnsanların ilgi ve alakası hep bu yönde.Kur’an-ı dinlerken gönüllerin çoşmasını isteyen insanlar var.

Her insanın makamsal ve manasal bilgisi olmayabilir.Lakin onun gönlüne dokunacak olan Kur’an-ın telaffuz mûcizesidir ki, buda sesi en güzel, okuması mûteber hafızların okudukları ile ortaya çıkacaktir.

Şimdi bırakın siz kötü taklit dediğiniz kişileri ki bunlardan kastınızı açık açık söylemenizi beklerdim.

Arap tavrı dediğiniz Kur’an tilavetini Sayın Başkanımızında sevdiği açık bir gerçektir.

Öyle olmasa idi, Külliyede zamanında Mehmet Bilir (şuan görevde olmasada) gibi bir gerçek olmazdı.Bugün okuduğu Kur’an ile insanları etkileyen Ali Tel Ankara’nın göbeğinde görev yapmazdı.Melike Hatun gibi bir Camide Cihan Kodal gibi bir harika Mustafa İsmail mukallidi hafız olmazdı.Fatih Kaya, Nebi Yaşar,İsmail Kaya,Mustafa Özcan Güneşdoğdu, Ahmet Tayyar yani sayamadığımız daha onlarca kaliteli okuyucu var ülkemizde bu tavrı okuyan.

Yani yazı tezatlar üzerine tezatlarla dolu.Hem Abdussamed,Mustafa İsmail ve Halil Hussari’yi en iyi okuyucu kabul edeceksiniz.Fakat en iyi okuyucuları örnek alan gençleri aşağılayacaksınız.Buna gerek yoktu vesselam.

Yurt dışına çıkıldığında Arap-Mısır tavrı okuyan okuyucuların yanlarında götürülmesi tercih edilmezdi.Yani Sayın Başkanımızın okuduğu tavır itibari ile doğru olmasına karşın sizin bunu gençlere olay budur şeklinde sunmanız doğrusu yanlıştır.

Bugün Sayın Başkanımızın Recep Tayyip Erdoğa’nın ümmetin sesi olmasını isteyen Kudret, Abdussamedin dünyanın her bucağında Kur’an’nın sesi olmasını murad etmiş ve olmuştur.

Bırakın isteyen istediği tavırda okusun.Tabiki bunun ölçüsü önce DOĞRU OKUMAK (Tecvid,Kural,Kaide,Ölçü,Mahreç doğruluğu), sonra güzel okumak buda (Makamsal Bütünlük,Ses kullanımıdır.)

Uluslararası yarışmalara, neden mısır ve arap tavrı okuyan okucuların gönderilmektedir son dönemlerde bir bakmanızı tavsiye ederiz.

KUVVETLİ MAKAM BİLGİSİ !

Üsküdar tavrı dediğinin tilaveti en iyi icra eden Hafız Ali Üsküdarlı hocanın (Allah Rahmet Eylesin) okuduğu tilavetlerde kullandığı makamsal geçki formlarını bir daha dinlemenizi tavsiye ederiz.

Mustafa İsmail’in özellikle ayet manalarına uygun yaptığı onlarca makamsal geçkiyi iyi dinlemenizi tavsiye ederiz.

MISIR ABDUSSAMED’in SADASI DİYEN BİR ERDOĞAN VAR !

Evet ortada kavram karmaşası yok.Lakin bu hususa yabancı olduğunuz aşikardır.

Size tavsiyem, bırakın Kur’an ile iştigal eden gençleri eleştirmeyide, siz açın bir Mustafa İsmail ‘in yusuf süresini dinleyin.

Fakat tefsir eşliğinde dinleyinde, gençlerin neden bukadar bu tavra ve okuma şekline düşkün olduğunu anlayabilesiniz.

Youtube/İnstagram/Facebook : Kur’an Meclisi

Çocuklara el uzatanlara “İDAM”

İDAM

Artık dayanacak sabrımız kalmadı

Yapılan zulumlere,diyecek sözümüz kalmadı

Sabilere yapılanları, hiç bir vicdan almadı

Unuttunuz sanırım bir düğün ziyaretinde

3 yaşında ırzına geçilen sabiyi

Unuttunuz heralde Vahşice öldürülen

Melek yüzlü, güzel yavru ceylini

Şimdi kazınsın şu yavrunun gözleri

demir tırnakla yüreğinize

Bunlara kıyanlara ölüm

Az gelir bilginize

Kararmış vicdanların sesleri için İDAM

Eylül’ün 8 inde kesilen nefesleri için İDAM

İDAM soysuzlara ,kansızlara adi vicdansızlara

İDAM 3 ‘ünde ki yavruya dokunan ahlaksızlara

Beslemek ihanettir bu milletin onuruna

İçerde yüzüne bakanların dokunur gururuna

Bırakmayın ne olur bu işi oluruna

Kesin başını gitsin, dipsiz

Cehennem Çukuruna

Söylenecek çok söz var, saatlere sığmayan

Ne yürekler var, bunları lime lime etse soğumayan

Yaşatmak bu kansızları, ana babaya zulümdür

Bir çocuğu böyle görmek, vicdanı olana ölümdür

İşte öldürmemek için adaleti, hemen şimdi İDAM

Ertelenen tüm suçlara ihanetlere İDAM

Çocuklara kıyanlara, vatanını satanlara

Soysuzlara kansızlara, ahlaksız

Vicdansızlara

İDAM İDAM İDAM !

Kendi dilinden Abdulmetin Balkanlıoğlu | İMAMLAR DİKKAT !

Büyük bir ilim adamı ve vaiz olan, ani ölümü ile tüm sevenlerini üzen Abdulmetin Balkanlıoğlu hocaefendinin hayatı örnek alınacak birçok ibretle doludur.

Özellikle günümüzde imamlık yapan değerli din görevlisi kardeşlerimizin, onun hayatından öğreneceği birçok şey var.

Yıllarca Camii imamı olarak köyde veya şehirde görev yapmış, fakat camiisinde bir tane cemaat artıramamış, bilakis azalmasına göz yummuş imamlarımız bu hayatı iyi okusun !

İşte kendi dilinden Abdulmetin Balkanlıoğlu ve hayatı.

“1958 yılında Çorum Sungurlu’da doğdum. Babam öğretmendi. Daha doğrusu eğitmen idi. Yani o zamanlar çocukları 3. sınıfa kadar okutanlar vardı ki, benim babam da böyleydi. Ben de babamın talebesiydim. Babam önceleri komünist idi. Zamanına göre okumuş bir insandı ve okurdu. Bir derviş geldi köyümüze ve o cahil derviş, okumuş babamı etkiledi, babam da derviş oldu. Böylece Milli Nizam hareketinin içinde yer aldı, kurucularından oldu. Babam vaiz ve kaymakam olmamı isterdi. Ama ikisi birden mümkün değil; ben vaiz oldum, kardeşim de kaymakam. Böylece babamın isteği de bir şekilde yerine gelmiş oldu.

İmam hatip lisesi mezunuyum. Akıncılar ve M.T.T.B’de bulundum, siyasi ve kültürel açıdan yetişmeme bu iki ocak sebep olmuştur. Hemen her kesimle birlikte oldum. Bu çerçevede ülkücülerle de, Risale-i Nur grubunun okuyucuları ile de birlikte oldum.

Daha sonra İ.Ü. Hukuk Fakültesini kazandım. Aynı yıl Çarşamba Camii imam hatibi Mahmut Efendi ile tanıştım. Bana ‘hukukçu olma, gel hoca ol’ dedi. Önce yani hemen kabul edemedim tabii… Ama zamanla uygun geldi bana ve hoca olmaya karar verdim. Bugün yeniden dünyaya gelsem, anneciğime ‘beni doğurur doğurmaz camide bırak ve git derim.’ Hoca olduğuma hiç pişman olmadım.”

“GECELERİ UYUMAZ, HEP TALEBE OKUTURDUK”

“İlk imamlığa 1977 yılında Şile Ağva’nın Hacı Köyü’nde başladım. 6 ay camide yatıp kalktım. Camiin neredeyse hiç ama hiç cemaati yoktu. Milletin ayağına gidiyor ve elimde taşıdığım ıbrıkla onlara abdest aldırıyordum. Onlara yalvararak camiye getirirdim.

Oyun oynadıkları kahvelere gidiyor, onlarla oturuyordum. Bana çay ısmarlıyorlardı. Tabii kumar çayı içilmeyeceği için, çaktırmadan çayı yere döküyordum. Ben çaktırmıyorum diyorum ama herkes beni izliyormuş. Bir gün dediler ki ‘hoca, çayımızı dökeceksen boşuna para verdirme bize…’

“DUA TORPİLLİYİM”

Giderek insanların güvenini kazandım. Camimde Riyaz’us-Salihin ve İhya’yı hatmettim. Namazlardan artan zamanlarımda diğer köylere gidiyor ve imamları motive etmeye çalışıyordum.

1979 yılında Rumeli Feneri’ne tayin edildim. Orası çok bereketli oldu. Geceleri uyumaz, hep talebe okuturduk. Sonra İstanbul Belediyesi’nin hemen yanıbaşındaki Hoş Kadem Camii’ne çıktı tayinim. Ömrüm boyunca hiç torpil yaptırmadım, tek ve en önemli torpilim sevdiklerimin, sevenlerimin duası oldu. Dua torpilliyim yani…”

“HER CEMAATE, GRUBA HİZMET ETTİM, HİÇ AYRIM YAPMADIM”

12 Eylül harekâtı olmuştu. Timurtaş Hocalar, Abdullah Vanlıoğlu Hocalar artık konuşamaz hale gelmişti. Tabii onlar mecburen hizmetten el çekmek zorunda kaldığı için ben piyasaya düştüm. Burada elhamdulillah çok hizmetlerimiz oldu.

Niçin? Çünkü piyasa boştu, açtı. Hep hocaların sesini kesmişlerdi. Piyasa bize kalmıştı. Mesela bir Cuma günü vaaz ediyorum. Ben coşmuşum, cemaat coşmuş, uçuyorum. Birden birisi ayağa kalktı. Belli, akşamdan kalmış. İyi içmiş, daha kendine gelememiş, kafa yerinde değil. Kafa yerinde değil ama o da coşmuş. Gariban, meğer kendini meyhanede zannediyormuş. Ayağa fırladı ve sallanarak bağırdı: ‘Hocaaaam, bundan sonraki şarkı bana gelsin…’ cemaat tam adama abanıp döveceklerdi ki, ‘durun, ilişmeyin, ilişirseniz cumanız yanar’ dedim. N’apayım böyle demesem bırakmayacaklar. Adam oturdu, ben de adama dönerek, ‘ulan bundan sonraki tüm şarkıları senin için söylüyorum be… Hepsi sana gelsin!’ dedim; adamcağız o cumadan sonra takım değiştirdi, bizim takıma geçti.

Her cemaate, her gruba hizmet ediyordum, hiçbir ayırım yapmıyordum. Herkes de bana yakındı, çünkü adres ayırımı yapmıyordum. Bugün birçoğu önemli yerlerde olan birçok kişiyle yakın temasım oldu. Mesela Albaraka Türk’ün Genel Müdürü Adnan Büyükdeniz rahmetli ile birlikte uzun sohbetler ve dersler yapardık.

O dönemde çok çılgındım, şimdi biraz duruldum. Her şeyi fütursuzca söylerdim. Hâlâ o dönemde kurduğumuz bu dostluklarımız devam ediyor. Ama hiçbirisinden kendim için bir şey istemedim ve de istemiyorum. Araçlarımın, elbiselerimin, oturduğum muhitin markasına dikkat ederim. Fitne olmaması için çok dikkatli olurum. Askerliği erteletmek ve kısa dönem yapabilmek için çok üniversiteye girdim. Ama hepsinin arka kapılarından çıktım; hiçbirini bitiremedim.

Para ve kadın bizim sahada, yani hocalar liginde çok büyük sıkıntıdır. Muttakiler ve idealistler için en büyük tuzaktır kadın. Bu konuda hadis-i şerif var. Efendimiz boşuna bizleri uyarmamış.”

“28 Şubat’ta 400 sayfalık bir irtica raporuyla benim hakkımda tahkikat yapılmış. Demişler ki bu adam çok konuşuyor, her yere girip çıkıyor ama örgütsel bağı yok; cemaatlerle, parayla, kadınlarla da ilişkisi yok, görevden alamayız. Müftülere danışmışlar, hiçbir müftü aleyhimde konuşmamış. Çünkü ben herkesle iyi ilişkiler kurmaya gayret gösteririm. Kimseye rüşvet vermem ama iyi ilişkiler kurarım. Yani o zaman da başıma bir şey gelmeden bu badireyi atlattım.

Bu sebeple Kayabaşı Köyü’ne atandım. Onlara göre sürgün edildim tabii. Çünkü orası eski Trakya’lıların yeriydi ve hem şehirden çok uzak ve hem de neredeyse cami hiç kullanılmıyordu. Gelen hoca kaçmış, gönderilen hoca gelmemiş. Ben gittiğimde de Kayabaşı’nda açıktan içki içiliyordu. Ben gittim, Allah’ın izniyle bıraktılar. Sabah cemaatim 80-100 kişi oluyordu. Orada hatta ‘yatılı cemaatim’ vardı. Arkadaşlar, hiçbir imamın yatılı cemaati olmaz, benim vardı. Doğudan, güneydoğudan gelen, yurt dışından gelen evi barkı olmayan garibanları camide yatırıyordum. Bunlar burada kaldığı için zaten namaz da kılıyorlardı; al sana yatılı cemaat. Bu köy 80 yıllık bir köy nerdeyse… Benim gittiğimden sonraki 2 yıl içinde hacca gidenlerin sayısı, 80 yıllık hacı sayısını geçti.

Kesinlikle ne kendim için ne de cami için köyden, köylüden para almadım, istemedim. Onlar bana süt getirirlerdi, ben de onlara Çorum leblebisi verirdim. Hiçbir şeyi karşılıksız almadım. Orada iken emekli oldum. Şam’a gittim, 3 seneye yakın eğitim aldım. Savaş çıkınca dönmek durumunda kaldım. Bu 2,5-3 yılda yalnız kalınca hep ağladım, hep ağladım. Ömrüm boyunca bu zamanda ağladığım kadar hiç ağlamadım; nefsimle hesaplaştım.

Şunu söylemezsem, hem hakkı kalır, hem de bir yerde duyarsa kavga çıkar. Çalışmalarımda, çalışmalarımı helâl dairede yapmamda eşimin çok ama çok büyük emeği vardır. Hani derler ya her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Benim arkamda da eşim vardı.”

Gençliğin Sırrı (Eş dediğin böyle olur)

Evvel Zaman içinde Memleketin Birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış;bu gençliğin sırrı nedir; diye…

İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.Ama Sorular sık , soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.

Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese.Sonra karar vermiş
tüm meraklıları evine yemek yemeğe davet etmiş.

Bu davette size sırrımı açıklayacağım demiş.Herkes merakla davete gelmiş.Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.

Herkes konu ne zaman açılacak diye merek ederken adamcağız hanımına seslenmiş:
Hatun, şu kilerde bir karpuz var getirir misin bize sana zahmet!

Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında bir karpuz getirmiş Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da: Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet demiş.Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.

Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin demiş, Başka istemiş? Bu böylece üç dört sefer daha tekrarlamış

Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?
Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dede sormuş Eee ? Arkadaşlar iste benim gençliğin sırrı burada anladınız mı ?

Herkes birbirinin yüzüne bakmış Kimse bir şey anlamamış.Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı! Dedecik gülmüş Efendiler demiş:

O gördüğünüz karpuz kilerde birtanecikti, tekti.Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu.Bir kere bile aman be adam , deli misin nesin şu tek karpuzu ne taşıttırıyorsun bana defalarca demedi.

Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi.

İşte ben bütün gençliğimi bu hanımıma borçluyum.

Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız.Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız.İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız demiş.

Evet bu olay bize peygamberimizin şu Hadis-i Şerifini hatırlattı :

“Mü’minlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâkı en güzel olanıdır. Ahlâkı en güzel olanınız da kadınlarına en güzel davrananınızdır.” 

(Ebû Dâvud, Tirmizî, Dârimî)

169,390HayranlarBeğen
32,203TakipçilerTakip et
102,000AbonelerAbone ol

Most Popular

Araç çubuğuna atla