Ana sayfa Blog Sayfa 4

Bu video sizi kendinize getirecek | Uyan Ey Müslüman

Ümmeti Muhammed’in son günlerde geçirdiği sıkıntılı zamanları özetleyen güzel bir anlatım.

Fatih İmdat ‘ın bizlere sorduğu sorular, sizi yaşadığınız hayatı sorgulamaya itecek.

Kudüs İslamın Mukaddes Şehri – Kudüs Şiiri

Fatih İmdat tarafından kaleme alınan mübarek belde KUDÜS için yazdığı şiir sizi duygulandıracak.

Kudüs

Ey yaralı ve mahsun, peygamberlerin yurdu

Hasretin sineleri bak, nasıl yaktı kavurdu

Bir garip mi kaldın sen bukadar yakınken bize

Ümmetle seni kim ayırdı, meçhullere savurdu

 

Sinende Davutlar vardı,sadaları arşa giden

Süleymanların vardı, karıncaları dahi seven

Meryem’in yavrusu sende etti kelamı

Nice hak dostları hep sana yollar selami

 

Allah andı adını sana Mescidil Aksa dedi

Ne kutlu bir kenttin ne büyük bir lutüf idi

Selahaddin şana aşık ,sana meftundu hep

Neydi Ömeri sana getiren o şanlı, kutlu sebep

 

Şimdi zorbalar elinde, ağlıyor musun Aksam

Kan görür oldum artık ,sana, ne zaman baksam

Mescidinde çocukların seslerine ne oldu

Sultanların sevdası şimdi kana mı boğuldu

 

İslamın kutlu şehri, ilk kıblemizsin sen bizim

Hakkından geldiğimiz yer burasıdır dinsizin

Mahzun olma bu ümmet sahip çıkacak sana

Tasalanma sen, bakma uğrunda akacak kana

 

O kandır ki şahadete açılan yoldur bize

Bu şuurdur dünyayı elbet getiren dize

Halil kapısında bekleriz soysuzlar ordusunu

Verirmiyiz bunlara ebediyyen hiç vize

 

Kudüs bugün islamın nuru ile ayakta

Sen mahzunken bizler,uyurmuyuz yatakta !

Uyuyan gafletteki müslüman kardeşim uyan !

Yokmu Kudüsümün kanlı feryadını duyan !

 

Ebabiller bekleme , sen olmalısın o taşı atan

Sen değil misin cihanı kendine vatan yapan

Olma sakın alçakça, ucuzca onurunu satan

Hesap sorar ahrette toprak altında yatan

 

Ey Muhammede tabi olan en kutlu ümmet

Yetmedi mi Kudüs’e reva bu görülen zillet

Haydi kalk,doğrul, emrolunduğun gibi ol

Kırılması yetmesse, kopsun durmasın bu kol !

 

Ey meleklerin durmadan kol gezindiği şehir

Çürümüş zihniyetler aynı, her bir tarafı kir

Gelecek ümmet sana, her köşeden akın akın

Üzülme artık Kudüs, Kurtuluşun çok yakın!

Abdussamed Anısına – Mustafa Özcan Güneşdoğdu Özel Ropörtaj

Doğumu ve Nesebi:  Abdulbâsit Muhammed Abdussamed 1927 yılında, Mısır’ın güneyindeki Kinâ Vilâyeti’ndeki Erment’e bağlı Mura‘aze Köyü’nde doğdu. Dedesi Şeyh Abdussamed, Kur’ân ilimleri ve hafızlığındaki üstünlüğüyle bilinirdi. Babası Şeyh Muhammed Abdussamed de hafızlığı ve tecvîd ilimlerindeki ustalığıyla tanınırdı. Kardeşleri Mahmûd ve Abdulhamîd Kur’ân hafızlarıydı. Küçük kardeşleri Abdussamed onlara katıldığına henüz 6 yaşındaydı.

Hatıratında şöyle der: On yaşıma geldiğimde Kur’ân’ı tamamıyla ezberlemiştim. Babam Ulaştırma Bakanlığı’nda görevli, dedem ise âlimlerdendi. Onlardan Kur’ân ilimlerini öğrenmek istediğimde bana Şeyh Muhammed Selîm’in elinde yetişmem için Tantâ’ya gitmemi söylediler. Erment ile Tantâ arasındaki mesafe çok uzaktı. Tantâ’ya gitmek üzere yola çıkmama bir gün kala, Muhammed Selîm’in, Erment’e geldiğini öğrendik. Sanki kader, en uygun zamanda bu adamı bize göndermişti. Yanına gidip kendisine Kur’ân’ı tamamıyla okudum. Sonra, yedi kıraat ile ilgili bir metin olan Şâtıbiyye’yi ezberledim.

Şeyh Abdussamed on iki yaşına geldiğinde, Şeyh Muhammed Selîm’in yardımıyla artık Kinâ’nın her yerinden kendisine davetler geliyordu. Gittiği her yerde Şeyh Abdulbâsit’ten bahsediyordu.

Doğumunun Hatırasına Hz. Zeyneb’i Ziyareti:  Mîlâdî 1950 yılında Peygamber Efendimiz’in صلى الله عليه وسلم ehl-i beytini ve onun temiz neslini ziyaret etmeye gider. Onun buraya üst Mısır’da oturan akrabalarından biriyle gitmesinin nedeni, Hz. Zeyneb’in doğumunun kutlanmasıdır. Ona moral veren şey sesleri ilk olarak duyulan meşhur tecrübeli kârîlerdir. Bu kârîlerin en meşhurları Şeyh Abdulazîz Zâhir, Şeyh Abdulfettâh eş-Şa‘şâ‘î ve Şeyh Mustafâ İsmâ‘îl ve diğerleri… Gecenin yarısından sonra ehl-i beyti sevip de farklı farklı şehirlerden gelen kimseler Hz. Zeyneb Mescidi’ne grup grup akın ederler. Abdussamed’in Mısır’da ikâmet eden akrabalarından biri, bu genç delikanlının çıkıp da aşır şeklinde Kur’ân okuması için izin ister ve ona izin verilir. Çok büyük bir insan topluluğunun ortasında kıraate başlar. Tilâvet Ahzâb Suresi’ndendir. Mescidin her tarafını sessizlik bürür ve gözler cesaretli olup büyük kârîlerin mekanına oturan, küçük kârîye çevrilir. Fakat bu sessizlik çok fazla sürmez. Sessizlik biraz sonra yerini bağrışmalara ve haykırmalara bırakır. Mescidin her bir yanı “الله أكبر”, “الله يرضى عليك” diye kalpten gelen birtakım sloganlarla inler. Bunun sebebi küçük karînin okuduğu aşırdır. Bu kıraat bir saatten fazla sürer. Kıraat o kadar güzel ve etkileyici olur ki, mescidin direkleri, duvarları ve lambaları da aradaki insanlara katılmış, her bir ayet okunduğunda Rabb’lerini tesbîh ediyor ve titriyorlarmış gibi bir manzara oluşuverir.
Abdussamed derki: “Tecvit tatlı sese hazırdır tatlı sesiniz varsa Kur’ an-ı tecvit etmez misiniz.”

Şeyh ed-Dabbâ‘ın, Abdussamed’e Sesinin Kaydedilip Yayınlanması İçin Öncülük Etmesi: 1951 yılının bitişiyle birlikte Şeyh ed-Dabbâ‘, Abdussamed’den sesinin yayınlanması için başvuruda bulunmasını ister. Fakat Abdussamed Mısır ve Mısırlılarla olan bağını göz önünde alarak bu konunun ertelenmesini ister. Çünkü sesin yayınlanması özel bir organizasyona ihtiyaç duyuyordu. Şeyh ed-Dabbâ‘, Abdussamed’in Hz. Zeyneb’in doğumu münasebetiyle okuduğu tilavetini çok beğenir ve ondan dolayı şaşkına döner. Böylece Abdussamed’in yayıncılıktaki itimadı tamamlanmış olur. Abdussamed’in yayıncılarla anlaşmasından birkaç ay sonra Hz. Zeyneb Mahallesi’nde oturan ailesiyle birlikte, bundan sonra devamlı Kâhire’de oturması gerekir. Abdussamed’in de radyoya girmesiyle birlikte, radyo araçları almaya yönelik istek artar ve evlerin ve köylerin çoğunda radyo çoğalır. Bunun nedeni Abdussamed’in o güzel sesini dinlemektir. Köylerden herhangi birinde, bir kişide radyo varsa, bu kişi evlerinde iken onun sesini dinleyebilsinler.

Dünya Devletlerine Olan Birkaç Ziyareti: Abdussamed’in Kur’ân meydanlarındaki yolculuğu 1952 yılında başlar. Dünya’nın farklı farklı yerlerinden ona birçok davetler gelir. Özellikle de ramazan ayı… Ona gelen bazı davetler herhangi bir münasebet sebebiyle değildir bilakis sadece Abdussamed’in o devlete gelip, teşrîf etmesi içindir. Çünkü O, gittiği mekâna bir ferahlık ve mutluluk atmosferi getiriyordu. Öyle ki, Pakistan devlet başkanı onu Matar’a çağırır ve uçaktan iner inmez onu karşılar, onunla musâfahalaşır. Endonezya Devleti de onu çağırır. Ve oraya da gider. Endonezya’nın en büyük camilerinde Kur’ân okur. Gittiği her camide, caminin her bir yanı dolar ve insanlar caminin birkaç kilometre dışında sabaha kadar ayakları üzerinde Abdussamed’i dinlemek için dururlar.

     ”  Kur’an ‘ı okuyarak tebliğ etti “
Şeyh Abdulbasit radyo programlarına katılmasından sonra, Mısır dışına ilk ziyareti hacc farîzasını yerine getirmek için 1952’de babasıyla beraber Su‘ûdî Arabistan’a gitmesiydi.
Su‘ûdî Araplar şeyhin bu ziyaretini Allah’tan bir hediye bilip meyveleri toplaması gerekli bir fırsat olarak kabul edip ve ondan bu ülkede birkaç kayıt yapmasını istediler. Şeyh de bu teklifleri geri çevirmedi ve Su‘ûdî Arabistan’da birkaç tilavet kaydı için bekledi. Bu ülkede yapmış olduğu en meşhur tilavetleri Mescid-i Harâm ve Medine-i Münevvere’de olmuştu. Bu okuyuşları öyle beğenildi ki, bundan sonra “Mekke’nin Sesi” diye kendisine lakap verildi.
Su‘ûdî Arabistan’ı ziyaret son bulmadı bilakis birçok devlete, çağrılara katılmış ve özelliklede Kâbe’yi ziyaret etmek için tekrar Su‘ûdî Arabistan’ı ziyaret etmiştir. Dînî kutlamaları ihyâ etmek için ziyaret ettiği ülkelerden biri de Hindistan’dır. Hindistan’da bulunan zengin bir Müslüman onu ağırlamıştır. Şeyh, Kur’ân okuması için bir mescide davet edilmişti. Abdulbasit orada, Kur’ân okuması için kendisini bekleyen insanlara yöneldi, hepsi başlarını eğmiş gözleri secde yerine bakar halde yaş ile dolmuştu. Abdulbasit tilavet bitirinceye kadar böyle ağlamaya devam ediyorlardı. Şeyh’in gözleri de bu mütevazı görüntüden etkilenmiş, iki gözü yaş dolmuştu. Abdulbasit bu yolculuklarında sadece Arap ve Müslüman devletlerle yetinmemiş, dünyanın doğusunu, batısını, kuzeyini, güneyini ziyaret etmiştir.

Müslümanlara okumuş olduğu en meşhur mescitler Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ ve Emevî Mescididir. Aynı şekilde Halil İbrahim Mescidi’ne, Asyâ, Afrika, Londra ve Hindistan’da bulunan en meşhur mescitlere gitmiştir. Böylece Şeyh Abdulbasit Kur’ân’ı güzel okuması ile üstün bir makama gelmiştir ve unutulmayan bir kimse olarak hafızalara kazınmıştır. Tıpkı kıymetli bir mücevher gibi üzerinden her zaman geçişinde kıymeti ve değeri daha da artmış. Birçok ülkeden ödül almıştır. Bu ülkelerden bazıları Suriye, Lübnan, Senegal gibi ülkelerdir.Şeyh Abdulbasit’in Hastalığı ve Vefâtı: Şeyh diyabet hastalığına yakalanmıştı. İçme ve yemede sıkıntı çekiyordu. Bu hastalıkla beraber Şeyh’te ciğer yetmezliği de vardı. Abdulbasit bu iki ciddi hastalığa direnmeye güç yetiremiyordu. Böylece Giza şehrinde bulunan, Doktor Bedran Hastanesi’ne yatırıldı. Fakat doktorlar ve Şeyh’in çocukları onun sağlığının zayıflamasından dolayı Londra’ya gitmesini istediler, O da buna kabul etti, Londra’ya gitti. Bir hafta orada kaldı. Ömrünün günlerinin bittiğini anlamış gibi, kendisi ile beraber gelen oğlu Tarık’tan kendisini Mısır’a götürmesini istemişti. Şeyh Abdulbasit, 30.11.1988 Çarşamba günü vefat etti. Allah Rahmet Eylesin Rahimallah ya Şeyh Abdulbasıt Abdussamed

Şeyh Ahmet Ruzeykıye sormuşlar kariller arasında ıhlası ve ahlakı guzel olan karii kimdir diye oda Abdulbasıt Abdussamed demiş gerçektende okuyuşlarındakı o muthiş ihlası ve şöhretin karşısındakı mütevazılığıyla ender bulunan hafızlardan Allah Rahmet Eylesin .

Fatih İmdat ‘ın Kur’an Tilaveti Paylaşım Rekoru Kırıyor

Kayıtta Ankara Kocatepe Camii’nde Kur’an-ı Kerim’den Bakara süresinin son ayetlerini okuyan Fatih İmdat, aynı zamanda Tübitakta Test Uzmanı olarak görev yapmaktadır. Bunun yanında sosyal medya üzerinde Kur’an-ı Kerim okunması ve dinlenmesi üzerine yaptığı canlı yayınlar ile tanınmaktadır.

Cuma’yı karartanlara söyleyecek bir sözümüz var !

Son günlerde bir çılgınlıktır gidiyor, neymiş efendim ” kara cuma ” diye bir alış veriş festivali ve günü varmış.eee…

Bu günde büyük indirimler yapılırmış.Millet çılgınlar gibi para harcarmış.İzdihamlar olurmuş.Birbirlerini ezip çiğneyenler olurmuş.Hatta aldığı ürünleri paylaşamayıp birbirini öldürenler olurmuş.

Yahu bunlardan bana ne ? Benim ülkemde mübarek bir gün olan Cuma’yı abuk sabuk bir kampanya dahilinde karartmak isteyenlerin amacı ne ?

Fatih İmdat ‘ın Black Friday (Kara Cuma) hakkında yaptığı açıklamalar internette tıklanma rekorları kırıyor.Videoyu izledikten sonra bu konunun basit bir alış veriş günü olmadığını anlayacaksınız.

Minik çocuğun yaptığı dua izlenme rekorları kırıyor

Sosyal medyada yayınlanan minik bir yavrumuzun yaptığı sofra duası paylaşım rekorları kırıyor.

Ufaklığın yaptığı duanın içeriğine hayran olacaksınız.Özellik karadenizliler daha bir başka dinleyecekler 😀

Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması – Ahmet Sarıkaya

Hafız Ahmet Sarıkaya’nın TRT Ekranlarında okumuş olduğu Kamer ve Rahman süresinden bir bölüm.

KAMER (49-55)

49. Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

50. Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir.

51. Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Düşünüp ibret alan yok mu?

52. Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.

53. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.

54. Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.

55. Güçlü ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler.

RAHMAN (1-16)

55-er-RAHMÂN

Mekke’de inmiştir. 78 (yetmişsekiz) âyettir. İlk kelime olan “er-rahmân” sûreye ad olmuştur. Bu sûrede Allah’ın nimetleri sayılır. Bunlar sayılırken bütün şuurlu varlıklara hitaben “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?” anlamına gelen ayet sık sık tekrar edilir. Mekke’de inmiştir: 96 (doksanaltı) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden “vâkıa” kelimesinden almıştır.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Çok merhametli(Allah)

2. Kur’an’ı öğretti.

3. İnsanı yarattı.

4. Ona açıklamayı öğretti.

5. Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte) dir.

6. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.

7. Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu.

8. Sakın dengeyi bozmayın.

9. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.

10. Allah, yeri canlılar için yaratmıştır.

11. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır.

12. Yapraklı daneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.

13. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

14. Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.

15. Cinleri öz ateşten yarattı.

16. O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

Yürek burkan hikaye! Tedavi için parası yok, oda mezar kazdı.

Çin’de yaşayan Zhang Liyong, maddi imkansızlıklar yüzünden kısa bir ömrü kalan ancak tedavi ettiremediği Akdeniz Ateşi hastası kızı Zhang Ixinlei için bir mezar kazdı.

Metro.co.uk’de yer alan habere göre; çiftçilik yapan talihsiz adamın kızı ciddi bir kan hastalığıyla dünyaya geldi. Varını yoğunu 2 yaşındaki kızının tedavisine harcayan Zhang Liyong, bu güne kadar tedavi için toplamda yaklaşık 76 bin TL harcadı. Zhang Liyong’un aylık kazancı 287 pound ancak giderek artan masrafların altından artık kalkamıyor.

TEDAVİ İÇİN PARALARI YOK

Baba Liyong, birçok kişiden borç aldıklarını bu nedenle de artık kimsenin borç vermek istemediğini söyledi. Liyong çifti, talihsiz bebeklerine kan nakli sağlamak için ikinci bir çocuk sahibi olmaya karar verdiklerini ancak kan uysa da bu naklin gerçekleşmesini sağlayacak paralarının olmadığını açıkladı.

Masrafların altından kalkamadığı için kızını her gün mezara götürüyor. Liyong, “Sadece bu fikri bulabildim, onu buraya oynamaya getirdim. Huzur içinde yatacağı yer burası. Tek yapabileceğim şey ona her gün eşlik etmek olacak” dedi.

Gönüllere şifa dertlere deva Kur’an-ı Kerim

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de insanı muhatap alarak birçok konuda kendisini uyarmıştır.Bu uyarılardan bir kısmını içeren Fecr Süresi uyarı olduğu kadar müjdeler ile de dolu bir süredir.

سورة الفجر

Kur’ân-ı Kerîm’in seksen dokuzuncu sûresi.

Mekke döneminin ilk yıllarında, İslâm’ı kabul edenlere karşı zulmün başladığı sırada (Mevdûdî, VII, 107) Leyl sûresinin ardından ve muhtemelen Habeşistan’a yapılan birinci hicretten önce nâzil olmuştur. İlk devirde nâzil olan sûreler arasında onuncu sırada yer almaktadır. Ali b. Ebû Talha’dan sûrenin Medenî olduğuna dair bir rivayet gelmişse de (Ebû Hayyân el-Endelüsî, VIII, 466; Âlûsî, XXX, 119) üslûbu ve muhtevası bakımından diğer Mekkî sûrelerle büyük bir benzerlik gösterdiği açıktır. Âyet sayısı otuz olup fasılası (ا‘ ب‘ ت‘ د‘ ر‘ م‘ ن‘ ي) harfleridir.

Sûre ismini başındaki “fecr” kelimesinden alır. “Şafak sökmesi, tan yerinin ağarması” veya “şafak vakti, tan yeri” anlamına gelen fecre yemin ile başlayan sûreye “Ve’l-Fecri” sûresi de denilir ve Mushaf’taki tertibe göre “Ve’l-Leyl”, “Ve’d-Duhâ” gibi belli vakitlere yeminle başlayan sûrelerin önünde yer alır.

Sûrenin ilk dört âyetinde sırasıyla fecre, on geceye, çift ve tek olana ve her şeyi örten geceye yemin edilir (âyet 1-4). Fecrin kurban bayramı sabahı, on gecenin de zilhicce ayının ilk on gecesi olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi fecri ilk vahyin geldiği Kadir gecesinin fecri, on geceyi de ramazan ayının son on gecesi olarak kabul edenler de vardır. Bu on gecenin muharrem ayının ilk on gecesi olduğu da ileri sürülmüştür (Taberî, XV, 168-169). Kur’an sûrelerinin yirmi üç yılda peyderpey indiği, İslâm dininin gelişme aşamalarının buna paralel olarak gerçekleştiği göz önünde bulundurulunca üzerine yemin edilerek dikkat çekilen fecrin ilk vahiyle ilgili fecir olduğu görüşü ağır basmaktadır. Bununla beraber buradaki fecirle her günün fecir vaktine dikkat çekildiği düşünülmüş, bazı müfessirlerce sabah namazının önemine işaret edildiği de ileri sürülmüştür. Çünkü İsrâ sûresinde sabah namazı “kur’ânü’l-fecr” (fecir vaktindeki okuyuş [17/78]) olarak nitelendirilmiştir.

Sûrenin konusunu, genellikle Mekkî sûrelerde görüldüğü üzere iman ve sâlih amel yolunu terkedenlerin dünya ve âhirette karşılaşacakları kötü âkıbetle iman ehlinin her iki cihanda erişeceği mutluluk hakkındaki açıklamalar oluşturmaktadır. Leyi sûresinin ardından nâzil olmasının da gösterdiği gibi müslümanların üzerine karanlık bir gece gibi çöken müşrik baskısı ilelebet sürüp gitmeyecektir; çünkü ufukta ümit ışıkları belirmiş, İslâm’ın gelişme kaderiyle ilgili fecir baş göstermiştir. Küfrün ve zulmün sonunun yaklaşmakta olduğuna ardarda yapılan yeminlerle dikkat çekildikten ve aklı erenler için bundan daha etkili yemin olamayacağı da vurgulandıktan sonra (âyet 5) Âd ve Semûd kavimlerinin ve firavunun inananlara yaptıkları zulümler sebebiyle nasıl helâk oldukları anlatılır. Güçlerine güvenip iman ehline baskı uygulayan bu zalimlerin üstüste inen kamçılar gibi felâket üstüne felâkete uğratılarak helâk edildikleri birer ibret tablosu şeklinde gözler önüne serilir. Geçmiş kavimlerden verilen bu örnekler gerek Mekke müşriklerine gerekse onların yolunda olanlara bir uyarı niteliği taşır. Burada Allah’ın olup biten her şeyi gördüğünü ve gözetlediğini vurgulayan âyetle sûrenin birinci bölümü sona erer (âyet 14). Bu uyarıların ardından insanoğlunun zaaflarını dile getiren âyetlere yer verilir ki bu zaaflar toplumları kötü âkıbetlere sürükleyen sebeplerdir ve insanın bencilliğinden kaynaklanır. Bencillik de yüce yaratana karşı güven eksikliği şeklinde kendini gösterir. Rabbi insanoğlunu denemek için ona bol bol rızık verecek olsa hemen sevinir ve bunu O’nun bir ikramı kabul eder. Fakat rızkı biraz daraldığında hemen rabbi tarafından kahra uğradığını söylemeye yeltenir ve sızlanmaya başlar. Halbuki o bolluk zamanında da yetimleri ve kimsesizleri kollayıp gözetmez, bunun için ön ayak olmaz, mirası helâl haram demeden yer, mala mülke karşı aşırı düşkünlük gösterir (âyet 15-20). Azgınlık ve taşkınlıkları sebebiyle helâk edilen kavimleri haber veren âyetlerin ardından varlıklı kesimin bencilliğini ve mal hırsını dile getiren âyetlere yer verilmesi, aslında bu zaafların toplumlar için birer çöküş sebebi olduğunu vurgulamak içindir. Toplum düzeninin bozulmasına bir işaret olmak üzere bunun ardından yeryüzünün parça parça olup dağılacağını ve kıyamet gününün kesin olduğunu bildiren âyetler gelir (âyet 21-30). O gün herkesin Allah huzurunda hesaba çekileceği ve cehennemin bütün dehşetiyle ortaya çıkacağı, inkârcı azgınların pişman olacağı, fakat son pişmanlığın fayda vermeyeceği bildirilir. O gün kimsenin kimseden yardım göremeyeceği ve hiç kimsenin bir başkasının yerine cezalandırılmayacağı vurgulandıktan sonra sûre, nefsanî hırslarına gem vurup gönül rızâsı ve teslimiyetle rabbin emirlerine itaat edenlerin kendileri gibi iyilerin arasına katılacaklarını ve cennete gireceklerini müjdeleyen âyetle sona erer.

Fecr sûresinin faziletine dair Übey b. Kâ‘b’dan rivayet edilen ve bazı tefsir kitaplarında yer alan (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 254; Beyzâvî, II, 604), “Kim Fecr sûresini söz konusu on gecede okursa affedilir; kim onu diğer günlerde okursa kıyamette kendisi için bir nur olur” meâlindeki hadisin mevzû olduğu kabul edilmiştir (İbnü’l-Cevzî, I, 239-241; Zerkeşî, I, 432).

Kaynak : TDV

Namaz Kılmayanın Kabri Nasıl Olacak

Dinimizce namaz kılmayan kimselerin,başına gelecek musibetler, dünyevi ve uhrevi sıkıntılar hadisler ve ayetler ile bizlere bildirilmiştir.

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü Teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan Altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir.

Dünyada olan altı azap:

1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.
2- Allahü Teâlâ’nın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendine kalmaz.
3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.
4- Duâları kabûl olmaz.
5- Onu kimse sevmez.
6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz.

Ölürken çekeceği azaplar:

1- Zelîl, kötü, çirkin can verir.
2- Aç olarak ölür.
3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.

Mezarda çekeceği acılar:

1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
2- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.
3- Allahü Teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.

Kıyâmette çekeceği azaplar:

1- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.
2- Allahü Teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.
3- Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.)
Namaz kılmayanın ömründe, bereket olmaz. Ömründe, hayır ve menfaat görmez. Ömrü çeşitli hastalıklarla, sıkıntılarla geçer. Ma’nevî huzûru olmaz. Sahip olduğu dünyalıklar onu rûhî sıkıntıdan kurtaramaz. (İhya-u Ulumiddin)

“Sizi cehenneme sürükleyen sebep nedir? Derler ki: ‘Biz namaz kılanlardan değildik’.” (Müddessir/42)

“Kıldıkları namazın önemini kavramadan namaz kılanların vay haline”( Mâun/4-5)

(Efendimiz SAV burada namazı vaktinde kılmayanların kastedildiğini bildirmiştir.)

Namaz kılmayanın İslâm’dan payı yoktur, namaz kılmayanın dini yoktur.”Hadis’i Şerif

“Hiçbir mazereti olmaksızın ikindi namazını kılmayıp kaçıranların bütün iyi amelleri silinir” Hadis’i Şerif

Kıyamet günü kulun ilk hesap konusu ve ilk gözden geçirilecek amel hanesi namazdır. Bu konudaki hesaplaşma iyi geçerse kul kurtulur, bozuk geçtiği taktirde ise aldanmış ve hüsrana uğramış olur. (Hadis’i Şerif)

169,390HayranlarBeğen
32,203TakipçilerTakip et
102,000AbonelerAbone ol

Most Popular

Araç çubuğuna atla