Ana sayfa Blog

Öfkeli misin ? Duyacaklarınız, hiç hoşunuza gitmeyecek.

İnsan olmanın doğasında var olan bir konudan bahsetmek istiyorum. Öfke…

Söylerken dört harf ve kısa, yaşarken bitmek bilmeyen bir an olarak tanımlıyorum ben öfkeyi. Öfke denilen duygu aslında alev almış bir ateştir. Ateşin kontrol altına alındığı durumda, artık korkmamak gerekirken, kontrolden çıktığı durumlarda artık birçok çabanın onu durdurmak için yetersiz kaldığını görme imkanınız olmuştur mutlaka.

Ciğerlerimiz olan ormanlarımızın son günlerde çokça yandığı vak’alarda, bir kıvılcım ile başlayan, rüzgarların etkisi ile hararetlenen bir yangın, nasılsa ki önü alınmayacak bir felakete sebep olursa, aynı şekilde, öfke ateşi de hava ile karışır ve hararetlenirse, sahibinin başına telafisi olmayan büyük işler açabilir.

Hapiste yatan insanların ekseriyetine sorsanız neden buradasız diye, “bir anlık öfke” ifadesini sıkça kullandıklarına şahit olacaksınız.

Bu ateş öyle bir ateştir ki, adam öldürtür, kan döktürür, kişi çocuğunu, eşini, dostunu en yakınını dahi görmez olur.

Bu konu hakkında öyle somut örnekler vardır ki, İnternet’te haber sitelerine biraz göz gezdirmeniz yeterli olacaktır sanırım.

Peki, insan olmanın doğasında olan bu duygu geldiği zaman ne yapmak lazım ? Bu hararetli durumdan nasıl kurtulmak lazım ?

Elbette ateşin su ile olan münasebeti aklımıza gelmelidir. Ateşi (öfkeyi) söndürmek gereklidir ki, bütün bir ormana, mahalleye, şehire nihayetinde birşeylere zararı dokunup kül etmesin.

Tamam, iyi dedin güzel dedin de, öyle kolay mı hocam ? Dediğinizi duyar gibiyim.

Hatta size şunu itiraf etmek isterim ki, bende kendi şahsımda yıldırım hızında öfkelenen bir karaktere sahibim.

Fakat hepimizin ağzında artık deyimleşmiş bir ifade olan “Öfke ile kalkan, zararla oturur” sözü, öyle durduk yere hayatımıza girmiş değildir.

Hiç bir insan yoktur ki, öfkesi ile birşeylere zarar vermemiş olsun. Hiç birşeye zarar vermediyse en büyük zararı kendine vermiş olacaktır. Tabiki önlem almadıysa !

Bu noktada size Allah’ın ayetlerinden bir ayeti hatırlatma ihtiyacı hissetmiş bulunuyoruz.

﴾134﴿ Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.

Ali İmran Süresi 134

Bu ayetin bize düşündürdükleri olmalı mutlaka, olmalı ki hayatımıza dokunsun ve bize yol göstersin.

Ozaman birlikte düşünelim ;

Bu ayetin Arapçasında bulunan “الْغَيْظَ” kelimesine baktığımızda “hoşlanılmadık bir şeye karşı insanın duyduğu heyecan” anlamına gelmektedir.

Aslında nihayetinde insanın metabolik kimyasını bozan, diğer vücut azalarına etki eden duygudur. Yani kalp ile olan ilişkisini görmezden gelemeyiz değil mi bu durumda.

Metabolizma demişken, o kısmada değinmemiz gerekir. Neden öfkelendiğimizde bütün vucudu etkisi altına alan bazı gelişmeler olmaktadır ?

Millet olarak sıkça kullandığımız tabirlerden birisi “Kan beynime sıçradı” benzetmesidir. Aslında bu ifade edilmek istenen durum, adrenalin denilen hormonsal bir meselenin, pimine dokunulmuş bomba misali aktif hale geçmesidir.

Adrenalin salgılanması kalbe ve diğer organlara farklı farklı tesir edebilir. Nabız hızı artar, gözlerde kızarmalar görülür, bütün bir vücutta ısı artışı olur. Bunların getirisi ile karar verme yetisi azalır. Eğer kişi, bu durumu kontrol altına alma konusunda, bir meleke yani bir otomatik alışkanlık kazanmadıysa yapacağı ilk şey karşı bir hamle olacaktır.

Bu hamleyi tetikleyen şey aslında, kandaki glikoz oranının artmış olmasıdır.Glikozun artması ise direkt olarak beynin çalışma mekanizmasını değiştirir.

Çabuk sinirlenen ve stresli olan kişilerin genellikle kalp rahatsızlıkları geçirdiği tıb uzmanları tarafından tespit edilmiş bir gerçektir.

Peki buraya kadar meseleyi anladık. Yani keskin sirke, küpümüze, hepimize, topumuza zarar diyoruz.

Şimdi bana asıl soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim. Ne yapacağız ?

Bunun için meditasyon yapanlar, stres yönetimi dersleri alanlar, öfke kontrolü seminerleri alanlarınız olabilir. Evet gerekli ise ve düzeltici ise yapılabilir.

Fakat bir husus varki, bizler inanan, Kur’an gibi mucize bir kitabı olan ve o mucizeyi hayatıyla yaşayarak bizlere gösteren bir peygamberin ümmetiyiz.

İnsanlar olarak başıboş bir şekilde bırakılmadığımızın her zaman farkında olmalıyız değil mi ?

Peygamber efendimizin öfke ile ilgili olarak söylediği şu sözler aklımıza kazınmalı demiyorum. Çünkü öfke geldiğinde akıl devreden çıkıyor. Bu sözler kalbimize, ruhumuza kazanmalı ki, bizi durdurabilsin.

Bir dönem hiddeti ve şiddeti meşhur olan Ömer’in, Hz. Ömer olmasının hikmetini anlamak gerek. Peygamberimize bir gün, şöyle dedi ;

– Ya Resûlallah ! Bana öyle bir amel söyle ki, hem az olsun, hemde gönlümü illetten kurtarsın.

– Ya Ömer ! Öfkeni Yen. Öfkelendikleri zaman, öfkelerini yenemeyerek karşısında bulunana vurmaya kasteden, kendisini cehenneme atmış gibidir. Öfkelendiği insan olsun, hayvan olsun bu böyledir. Hele o öfkelendiği, hışım ettiği ve hatırını yıktığı sâlih bir kişi olursa, öfkelenen kişiyi Hak teâlâ düşman tutar, cehennemine atar ve rahmetinden mahrum eder.

Şeytan Allah’ın huzurundan kovulduğunda ondan niyaz ettiği şeylerden birisi de, maskaralardı. Onu nasıl isterse öyle hareket ettireceği maskaralar istedi.

Hak teâlâ ona ; “Git yâ mel’un, şu öfkelenenler ve öfkesini yenip sabredemeyenler ve öfkelerine uyanlar da senin maskaran olsunlar ” buyurdu.

Hakikaten, öfkesi ile kontrolden çıkmış şekilde davranan insanlar, şeytanların yönlendirme ve vesveselerine açık bir hale gelmiş olmuyor mu ?

Öfkeden kudurmuş çıldırmış birisini dışardan izlediğinizde, sizde uyandırdığı hissiyatı biraz olsun anlamınızı istiyorum.

Pek, bu durumun çaresi nedir dediğimiz zaman cevabımız yine 4 hafli bir kelimenin sırrında gizlidir. O kelime ise “HİLM” dir.

Kişi öfkelendiği zaman, hilm talep etmeli istemelidir. Peki hilm nedir ?

Hilm, sabır, ağır başlılık ve yumuşak huyluluktur, öfkeyle ve bencil duygularla başa çıkabilmektir. Kur’ân’da baştan sona kadar hilm ruhu mevcuttur.

Yani, biraz sabretmeli, ses çıkarmamalı ve buna tahammül etmeyi öğrenmelidir. Tamamen öfkeden soyutlanmak zordur. Fakat öfkeyi hilmle yenmeyi öğrendiği anda mesele bitmiş demektir.

Yine peygamberimizin muhteşem sözlerinden birisi şudur ki ;

“İlim, taallüm ile ve hilm tahallüm ile olur”

Hadis-i Şerif

Yani, ilim okuyup öğrenmekle ve hilm ki yumuşak başlılıktır, buna alışmakla olur, demektir.
Zamanla buna alışanlar artık halim olmaya doğru giderler. Hani halim selim olmak denir ya , tam bu mesele kastedilmektedir.

Sonuç olarak anlıyoruz ki, Allah’a ve peygambere inanmış kimselerin, onların sözlerine itaat ederek, uyarılarını dikkate almaları ile bu durumdan kurtulmaları mümkün olmaktadır.

İnanmayanların ise, en azından doktorların, pskilologların ve nice ilim erbabının tavsiyelerine uymaları gerektir ki, kalbi ve ruhi rahatsızlıklar baş göstermesin.

Neresinden tutarsanız tutun, zarar üstüne zarar…

O halde kendimize bir dönelim ve ÖFKE ile HİLM meselesini baştan tekrar düşünelim…

Rabbim hepimizi öfkesinin esiri ve şeytanların maskarası olmaktan korusun. AMİN

Kamil Yusuf Behtimi | كامل يوسف البهتيمي

Altın Sesli Hafızların önde gelen isimlerinden birisi Kamil Yusuf El Behtimi

Kamil Yusuf Behtimi, 1922 yılında Mısırın Kalyubiye şehrine bağlı Behtim köyünde dünyaya gelmiştir.

Kur’an okumasını kendi köyünde bulunan medreselerde öğrendi.

Henüz 10 yaşına gelmeden Kur’an-ı Kerimi ezberledi.

Köyündeki camiye giderek ikindi namazlarından evvel kimseye sormadan Kur’an okurdu. Camii görevlilerinden ezan okumak için izin isterdi.

Fakat bir süre sonra görevliler artık izin vermeyince, camiye gelenlerin dikkatini çekmek için arkadaşları ile yüksek sesle Kur’an okumaya devam ederdi. Sesinin tatlılığı ile insanların dikkatini çekmeye başlamıştı. Herkes kim olduğunu ve ailesini sormaya başladı.

Bu genç hafızın hayranları artmaya başlayınca, artık camii görevlisi onun ezan ve Kur’an okumasına kalıcı olarak müsade etmeye başladı.

Böylece Kamil El Bahtimi isimli çocuğun ünü, komşu köylerde duyulmaya başladı. Artık insanlar kendi programlarında Kur’an okuması için bu genç hafızı davet etmeye başladılar.

Kamil Yusuf , kendi döneminin zirve okuyucuları olan Muhammed Rıfat ve Muhammed Selemeyi dinler, onların okuyuş tarzını benimserdi. 

Çünkü Mısırlı hafızların birçoğunun tilavetinde bu iki büyük hafızın etkileri çokça görülür ve büyük ölçüde çocuklar bu tavır üzere okumaya teşvik edilirdi. 

Küçük yaşlardan itibaren yaptığı tilavetler halk tarafından çok sevilirdi. 50’li yılların başlarına kadar bu şekilde devam etti.

Hayatındaki dönüm noktası, dönemin meşhur hafızlarından, Şeyh Muhammed Sayfinin bir gün Bahtim köyüne giderek, adını sıkça duyduğu bu genci haberi olmadan orada dinlemesi ile oldu. 

Ona hayran kaldı ve kendisinin mutlaka kahireye gelmesi gerektiğini söyledi. Bu hususta babasından bizzat izin alarak Kamil Yusuf Behtimiyi öğrencisi olarak yanına aldı ve  Kâhire halkı ile tanışmasına vesile oldu. 

Şeyh Muhammed Sayfi

Onu gece programlarında yanında götürdü. Yeni keşfedilmiş bir yetenek olarak insanlara dinletti. Bir süre sonra artık kahire’nin bütün mahallelerinde tanınmaya başladı. 

Allah ona hem ses olarak hemde maddi ve manevi bir çok lütuf ve ihsanda bulunmuştur.

Bu dönemde aldığı bir arazi üzerine büyük bir bina inşa ettirdi. Kendisini meşhur eden hocası Muhammed Sayfi’nin ise hayatı boyunca burada yanında kalmasını istedi. 

Kamil Yusuf Behtimi, uzun süreli olarak bir Kur’an Medresesinde kalma imkanı bulamadı. Fakat onun üstün bir kulağı ve kabiliyeti vardı. 

Dinlediği Muhammed Rıfat, Muhammed Seleme ve Muhammed Sayfi gibi dev okuyucuları iyi dinleyerek ve taklid ederek kendini geliştirdi. 

Din işleri ve Kıraat Enstitüsüne kaydolmamış olması içinde bir yara olarak duruyordu. Aslında işin aslı, yeterli düzeyde medrese eğitimine sahip olmadığını düşündüğü için bu gibi bir sınava girmeye çekiniyordu. 

Fakat, 1953 yılında Muhmmed Al Seydi ve diğer kuran hafızları onun bu enstitülerde okuyan birçok kişiyi aşan bir yetenek olduğuna ikna ettiler.

Sonrasında bunun için sınava girdi ve üstün bir başarı gösterdi. Bu nedenle Mısır Radyosu kendisi ile 1953 yılında sözleşme imzaladı. 

Daha sonra Kahiredeki Tahrir meydanında bulunan meşhur Omer Makram camiinde hayatının sonuna kadar okuyucu olarak görev yaptı.

Kamil Yusuf El Behtimi | كامل يوسف البهتيمي

Kamil Yusuf Behtiminin oğlu Essam ölümü ile ilgili olarak şu hadiseyi anlatır ; 

Şeyh Kamil, 1967 yılında bir cenaze merasimi için port said kentine gitti. Bende kendisine eşlik ediyordum. 

Kendisi kurulan platfomda Kur’an okurken birden bizi şaşırtacak birşeyler oldu. Kur’an okumayı bırakın, konuşamamaya başladı. Boğazında birşeyler olduğunu ve dilinin ağırlaştığını ima etti. Onu aradan alıp bir hastanede dinlendirdik tedavi edilip kahireye nakledildi. 

Fakat bu hadiseden bir hafta sonra, Kamil Yusuf felç geçirdi. Daha sonra tekrar sağlığına kavuştu Port Said’de yaşadığımız hadise, cenaze merasimine başlamadan önce içtiği bir fincan kahveye kimliği belirsiz kişiler tarafından zehir konması ile ilgiliydi. Açıkcası bu kasıtlı yapılmış bir öldürme girişimiydi. 

Bu hadiseler eski gücünü yitirmesine sebep oldu ve sonraki bir kaç yıl içinde Hafız Kamil Yusuf, Kur’an okuduğu gecelerin birinden sonra beyin kanaması geçirerek 6 şubat 1969 yılında 47 yaşında vefat etti. 

Allah rahmeti ile muamele eylesin.

Sultan Abdulhamid’in Mısırdan Getirdiği Gizemli Hafız Mansur Baddar

Cennet mekan Abdülhamid Han’ın sesine hayran olduğu ve bizzat Mısır’dan İstanbul’a getirttiği muhteşem bir hafız. 

Dinleyeni derinden etkileyen yaşamı ile esrarlı bir hazine.                                   

Kur’an-ın izzetini her şeyden önde tutan ahlakı ile örnek bir hafız.

Altın Sesli Hafızlar serimizde sizlere ülkemizde 10 yıl kadar yaşamış, Abdülhamid Han’ın dinlemeyi çok sevdiği, döneminin en meşhur hafızlarından olan Hafız Mansur El Baddar’ı anlatıyoruz. 

Şeyh Mansur El Baddar

Onu anlatmaya başlamadan evvel, Şeyh Mustafa İsmail, Abdussamed gibi birçok Kur’an hafızının Kur’an tilavetinde onun yöntemini takip ettiğini bilmeniz gerekir. 

Sesleri kategorize etmek gerekirse, bazıları metal , bazıları gümüş ve bazı sesler ise altın gibi parlak ve değerlidir.

Günümüzde bu işe gönül vermiş insanların dışında kimsenin tanımadığı, fakat sesi, Kur’an tavrı ve dik duruşu ile Mansur Baddar kariler tarihindeki yerini almıştır.

Mansur Baddar’ı diğer Mısırlı hafızlardan daha öne çıkaran husus ise İstanbul’da görev yapmış bir Osmanlı Hafızı olmasıdır. 

Mısır’ın El Ezher Camii’nde yaptığı Kur’an tilavetleri ile dinleyenleri adeta mest etmiş ve ünü birçok islam toprağına yayılmıştı.

21 yaşında şehzade Abdülhamid Sultan Abdülaziz’in Nil kıyısında yaptığı ziyarette ona eşlik ederek Mısır’a gider ve burada genç bir hafız olan Şeyh Mansur Baddar’ı dinler.

Yıllar sonra tahta çıktığında, sesi güzel bu hafızın ünü Hilafetin merkezi İstanbul’a kadar ulaşınca, Sultan II. Abdülhamid Han kendisini İstanbul’a çağırtır. 

Bu önemli daveti alan Hafız Mansur Baddar, “Kur’an’ın izzetini yere düşürecek bir çalışma yapmamak ve bazı isteklerinin kabul edilmesi” şartlarını sunarak bu davete icabet eder.

1902 Yılında 26 yaşında genç bir hafız olan Şeyh Mansur El Baddar, İstanbul’a gelir.

Sultan Abdülhamid Han, Hafız Mansur Baddar’ın Kur’an Kıraatini çok beğenmiştir. Bu sebepten dolayı İstanbuldan ayrılmasına izin vermez. 

Fakat oğullarını için görmek ailesi bir telgraf gönderir. 

Bu telgrafta “Annen çok hasta, hemen gel diye yazmaktadır.”

Ancak Abdülhamid Han, Hafız Mansur’un Mısıra döndüğünde geri gelmeme ihtimali üzerine ,bütün malını burada bırakması, annesini görüp geri dönmesi şartıyla izin verir. 

Bu teklif üzerine Abdülhamid Han’ın ona olan muhabbetini görür ve Şeyh Mansur Mısır’a gitmekten vazgeçer.

Fakat sonrasında, bu çekilen telgrafın gerçek olmadığını Mısır’a döndüğü zaman ailesi ile bir araya geldiğinde anlar.

Hafız Mansur Baddar, yaklaşık 10 yıl Türkiye’de yaşamıştır. Bu süre zarfında, ülkemizin adet ve göreneklerine ayak uydurmuş, Türkler gibi sarık takmış ve sakal bırakmıştır. 

Şeyh Mansur El Baddar

Öyleki, Mısır’a geri döndüğü zaman kendi köylüleri ve babası dahil onu tanımamıştır. Orada bulunanlar onun oğlu mansur olduğunu söylediklerini babasının sevinçten bayıldığını söylerler. 

Bu hadiseden sonra, Mısır’da bir türk gibi yaşamaya başlayan Mansur Baddar insanların arasında giydiği Türk usulu fes ve sakal ile anılmaya başlayacaktır.

Bazen Mansur Baddar İstanbul dışına da çıkar ve Kur’an-ı Kerim okurmuş. 

Mısır’a dönerken de tüm Şam illerini dolaşarak gitmiş.

Ancak, çokları onu kıyafetinden dolayı Sultan Abdülhamid’in casusu sanırlarmış.

Hafız Mansur El Badar’ın Türkiye’de öyle sevilirdi ki, kendisine özel olarak verilen bazı kitaplara halife tarafından adını altın su ile yazdırılırdı.

İstanbul’da ingiliz sorununlarının başladığı 1912 yılına kadar Türkiye’de kaldı ve o dönem yapılan ihtilal hazırlıklarına tanık oldu.

Şeyh Mansur Baddar, Mısır’a döner ve daha önce Sultan Abdulhamid Han’ın kendisine vermiş olduğu parayla kendi köyüne bir saray yatırır. Bu mini saray’ın projesi tamamen İstanbul’da çizilmiştir.

Hafız Mansur’un 1917 yılında başlayan ikinci Mısır hayatında birçok iç mücadeleye şahit olmuş. 1918-1919 yılları arasında Mısır’da İngiliz işgaline karşı oluşan bağımsızlık yanlısı sivil hareketi “Wafd”in içinde yer almıştır.

Güzel sesi ile halkı camilerde toplamış ve milli şuur kazanmaları, bilinçlenmeleri için büyük gayretler sarfetmiştir. Bu çabaları sebebiyle, ona “Kari el-Savra” yani “İhtilal Karisi” ünvanını vermişler. 

Şeyh Mansur, bir defasında camide Kur’an-ı Kerim okurken, Wafd hareketinin önde gelen isimlerinden Mustafa Nahhas Paşa’nın içeriye girdiğini görmüş ve okuduğu ayeti bitirdikten sonra, bir sonraki ayet yerine şu ayeti okumuş; 

“Mahşer yeri Rabb’imin nuru (adaleti) ile aydınlanmıştır. Kitap amel defterleri (sağ ve sol ellere) konmuş, peygamberler ve şahitler getirilmiş, kullar arasında adaletle hüküm verilmektedir, hem onlar asla zulüm görmezler” (Zumer Suresi, 69).

Daha sonra  , Nahhas Paşa’nın hemen ardından içeri bu defa da Kral Fuad girer.Bunun üzerine yine başka bir ayete geçer ve 

“Padişah Belkıs onlara şöyle dedi: Doğrusu padişahlar bir memlekete girdikleri zaman, orasını perişan ederler ve halkının şerefli kimselerini (öldürerek, mal ve mülklerin yağma ederek) zelil ederler” (Neml Suresi, 34). ayetini okur. 

Mansur Baddar’ın direkt bu ayeti okuması Kral Fuad’ın canını sıkar ve Kral çıkarıp, bir sigara yakar. Fakat  Şeyh Mansur yapılan bu saygısız hareket üzerine Kur’an okumayı bırakır.

Kral Fuad, sigarasını söndürür ve özür dileyerek, devam etmesini ister. 

Şeyh Mansur’un bu tavrı el-Ezher Şeyhi tarafından da takdir edilir ve “Sen Kur’an’ın izzetini yere düşürmedin ” diyerek, kendisini yüz altın ile ödüllendirir.

Şeyh Mansur Badar, ününün zirvesindeyken, 1936’da resmi toplantılarda ve çevrelerde Kuran’ın okunmasını beklenmedik bir şekilde bıraktı.

Radyonun Kur’an okuması konusunda ki teklifleri reddetti. Ve memleketi Majul köyüne döndü. 

35 yaşından sonra hayatının sonuna kadar Şeyh Baddar insanlardan kendini uzaklaştırarak uzlete çekilmiş bir hayat yaşamayı tercih etti. 

Bu sebepten dolayı kendisine ait orijinal ses kayıtları pek bulunmamaktadır. Dinlediğimiz kayıtların kendisine ait olup olmadığı kesin olmamakla birlikte toplamda bilinen sadece 3-4 tilavet kaydı vardır.

Sadece köyünün ve yakın çevresinin bazı programlarına katılmıştır. Örneğin her yıl Ramazanın son Cuma günü köyün camilerinden birine gelir tilavet ederdi.

Güzel sesinin tadını çıkarmak için bunu bilen herkes uzaktan yakından bu uzak köye onu dinlemeye gelirdi. Halkı büyük ölçüde etkileyen bu programlarda ustanın Ra’d, Necm Qamar ve Haqqa gibi sureleri en güzel şekilde okuduğu rivayet edilir.

Özellikle Şeyh Mustafa İsmail’in de onun gibi bu süreleri okumaya özel bir ilgisi olduğu bilinir.

9 Ağustos 1967’de Şeyh Mansour Baddar’ın altın sesi sustu ve 83 yaşında hayata veda etti.

83 yıllık ömrü boyunca hiç evlenmeyen Şeyh Mansur, bunu “nasip değilmiş” şeklinde açıkladı.

Bu büyük hafızın neden 40 yıl uzlete çekildiğine, bugüne kadar hiç kimse açıklık getirilmiş değil…

Kimbilir belki gerçekten Abdülhamid Han ile olan sırları ve hukuku sebebiyle bu şekilde yaşamıştır….

Allah kendisine rahmeti ile muameleye eylesin. 

Tecvid Kitabı – Tecvid Kuralları

Yrd.Doç.Dr.Fatih Çollak Hocanın hazırladığı Tecvid Kitabını okuyarak istifade edebilirsiniz.

Diyanet-Tecvid-Kitabi

Ayasofya Camii’ne Atamalar Yapıldı

86 yıl aradan sonra 24 Temmuz 2020 Cuma namazıyla ibadete açılacak olan Ayasofya Camii’nin İmam-Hatip ve Müezzinleri atandı.

İşte Ayasofya’nın imam ve müezzinleri.

86 yıl aradan sonra yeniden ibadete açılan Ayasofya Camii’ne İmam Hatip ve Müezzin Kayyım atamaları Diyanet işleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş tarafından yapıldı.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş Ayasofya Camii ibadete açılmadan önce yaptığı açıklamada camide görev yapacak İmam- Hatip ve Müezzin Kayyımları açıkladı.

Buna göre Ayasofya Camii’ne;

Prof. Dr. Mehmet Boynukalın, Ferruh Muştuer, Bünyamin Topçuoğlu İmam hatip olarak atandı. 

Müezzin Kayyım kadrolarına ise; 

Mehmet Hadi Duran, Rıdvan Akbaş, Şükrü Asıleren, İbrahim Çoban, Alpcan Çelik atandı. 

Online Pratik Arapça Kursu

Kur’an Meclisi Platformu olarak, sizler için hiç bir yerde bulamayacağınız fiyatlarla ONLİNE ARAPÇA KONUŞMA ve PRATİK kursu açıyoruz.

Kursumuza katılım ücreti kişi başı aylık sadece 150 TL ‘dir.

Eğitmenlerimiz Iraklı olup Arapça ve Türkçe’ye ileri düzeyde hakimlerdir.

Bu hizmet Kur’an Meclisi platformu güvencesiyle sizlerle buluşmaktadır.

Lütfen detaylar için ön başvuru formunu doldurunuz.

Meşhur Hafız İsmail Coşar Vefat Etti

Ülkemizin nadide değerlerinden, Kocatepe Cami’nin yıllarca müezzinliğini yapmış, ezanları ile meşhur Hafız İsmail Coşar Hocamız, Polatlı yakınlarında geçirdiği elim bir trafik kazasında Eşi Sevim Coşar ile birlikte hayatını kaybetmiştir.

Okuduğu Kur’an’lar , ezanlar kendisine şefaatçi olur inşallah. Allah rahmeti ve merhameti ile muamele eylesin.

Cenaze, 5 Mart Perşembe Öğlen namazına müteakip yıllarca görev yaptığı Ankara Kocatepe Camii’nde kılınacaktır.

Seyir halinde giden TIR’a otomobil ok gibi saplandı. Kaza sonucu 2 kişi hayatını kaybetti. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri ölen 2 kişinin sıkışan cansız bedenlerini araç içerisinden çıkarmak için uzun süre uğraştı.

Kaza gece yarısı sıralarında Ankara Eskişehir yolu üzeri Polatlı mevkiisinde meydana geldi. Polatlı ilçesinde Duatepe bölgesi Ankara istikametinde TIR’a, aynı istikamette ilerleyen 06 UC 214 plakalı otomobil arkadan çarptı.

Ön kısmı tamamen TIR dorsesinin altına giren otomobildeki 2 kişi ağır yaralandı. Kazayı gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine polis, itfaiye ve 112 Acil Servis ekibi sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı incelemede otomobildeki 2 kişinin hayatını kaybettiği tespit edildi.

Kazada ölen 2 kişinin cansız bedenleri itfaiye erlerinin uzun süren çalışmalarının ardından otomobilin içerisinden çıkarılarak Polatlı Devlet Hastanesine kaldırıldı. Polis olayla ilgili inceleme başlattı.

Kur’an-ı Kerim Dinleme Uygulaması

Bu uygulamayla, Kur’an Meclisi olarak sizlere sunduğumuz, meşhur hafızların binlerce ses kaydını dinleme imkanına sahip olacaksınız.

– Favori liste oluşturma
– Listeden çıkarma
– Arka planda çalan kaydı dinleme
– Geri bildirim imkanı
– Kayıtlar içinde arama yapabilme (Sure adı vb.)
– Ses dosyalarını indirme

Unutmayınız, Ruhların Gıdası Kur’an’dır.

KUR’AN DİNLEME UYGULAMASI
ÜCRETSİZ – REKLAMSIZ
İndir ⬇️⬇️
App Store : https://apple.co/2KdQW87
Play Store : http://bit.ly/2UKnZXT

Kur’an Sevdalıları Ankara’da Buluştu

Sosyal medyanın büyük ve sevilen platformlarından birisi olan Kur’an Meclisi, Kur’an dinlemeyi okumayı sevenleri Ankara’da bir araya getirdi.

Kur’an gibi mucize bir kitaba muhatap olmak ne yüce bir şeref. Hele hele onun içinde ki emirleri ve yasakları hayatımıza tatbik edebilmek, onu insanlara anlatabilmek, onu sevdirebilmek ne büyük bir huzur sebebidir değil mi ?

Kur’an-ı Kerim’in, her bir noktası mucize olduğundan, onu güzel ses ve eda ile insanlara okuyanlar ise bu mucizeyi bir kez daha yaşıyor ve dinleyenlere de yaşatıyor.

Bu muazzam güzelliğe bir kez daha tanık olmak ve o ortamın feyzinden istifade etmek adına Kur’an bülbülleri ve dinleyicileri Ankara’da bir kez daha buluştu.

Şehir içinden ve dışından yirmiden fazla Kur’an kârisi bir araya gelerek, Allah’ın ayetlerinden okuyup, insanların gönüllerini şenlendirdiler.

Ayrıca programı dinlemeye gelen onlarca Kur’an sevdalısı da, program sonuna kadar kalarak bu ortamın feyzinden istifade ettiler.

İlahiler okundu.Kur’an tilavetleri yapıldı. Muhabbetler edildi. Tabiki çaylar da içildi.

Bu yıl Ankara’da Asmaköprü Uluslararası Öğrenci Derneği‘nde gerçekleştirilen bu buluşmaya birbirlerini tanımayan onlarca insan da iştirak etti. Fakat insanlar arasında gerçekleşen muhabbet, sanki 40 yıllık dostlarmış gibiydi.

Dinleyiciler arasında, öğrenciler, mühendisler, ilahiyatçılar, esnaflar, yani toplumumuzun her kesiminden insanlar katıldı. Kur’an ziyafeti ile ruhlarını doyurdular.

Programın yapımında onlarca ismin emeği var.

2017 yılında istanbulda yapılan Kur’an Meclisi buluşması bugün hala insanların aklındaki yerini korumaktadır.

Çünkü biz biliyoruz ki “Ruhların Gıdası Kur’an’dır”

Programın organizasyonu nu gerçekleştiren Kur’an Meclisi kurucusu Fatih İmdat program hakkında şunları ifade etti ;

Kur’an ziyafetleri ülkemizde onlarca yıldır yapılmaktadır. Allah bu organizasyonlara vesile olanlardan razı olsun.Bu programlar insanların Kur’an-ı Kerim’i sadece cami programlarında dinlemesinden ziyade, uygun olan her ortamda dinlenmesine vesile kılmıştır. Aynı zamanda, farklı tilavetler tarzlarını da dinlemelerine yol açmıştır.

Fakat günümüzde bir gerçek vardır ki, bunun adı “İnternet”tir. Artık gençlere ulaşmanın en temel yollarından birisi internet ve sosyal medyadır. Kur’an ziyafetlerini fiziki olarak yapmanın yanı sıra, aldığımız yüksek kaliteli video kayıtlarını da sosyal medya üzerinden gençlere cazip gelecek şekilde yayınlıyoruz. Bir salon programına katılanların sayısı kısıtlı iken, internette koyduğumuz bir video ile milyonlarca insana ulaşma imkanımız oluyor.

Bu noktada, Kur’an Tilavetlerinin yapılmasını, Kur’an okuyucusu olunmasını ve onun sevilmesini teşvik eden nadir platformlardan birisi olmanın gururunu yaşıyor.

Kur’an Meclisi herkesin yeridir. İsminin belirlenmesinde bile, takipçilerimizle yaptığımız anketleri baz alarak ilerledik. Bu sebepten dolayı burası herkesin ortak paydasıdır.

Bizler kardeşiz. Kur’an-ı Kerim birçok yerinde kardeşlik vurgusu yapmaktadır. Yeni çağın bir gereği haline gelen sosyal medya araçlarını, bu kardeşlerimize ulaşmak için kullanıyoruz.

Bu noktada programlarımızı yapmaya devam edeceğiz. Bizleri takip eden ve dinleyen dostlarımızdan, maddi ve manevi destek beklemekteyiz.

Yapılacak her bir destek, Kur’an-ı sevdirmek, yeni kârileri keşfetmek adına yapacağımız çalışmalarımızda bizlere güç verecektir.

Unutmayalım ki, ruhların gıdası Kur’an’dır.

Sosyal Medya Hesaplarımızdan videolarımızı izleyebilirsiniz.

Kur’an Bülbülleri Ankara’da Toplanıyor (21 Aralık)

Sosyal medyanın en büyük sivil Kur’an platformlarından birisi olan “KUR’AN MECLİSİ” Merhum Hafız Mustafa İsmail‘in vefatının 41.Yılında Ankara’da 21 Aralık Cumartesi günü, onlarca hafızın katılımı ile toplanıyor.

Özellikle son bir yıldır Kur’an-ı Kerimi dinletme,dinlettirme ve sevdirme adına yaptığı canlı yayınlar ile adını duyuran Kur’an Meclisi bir ilke daha imza atıyor.

Onlarca güzel sesli hafız okudukları Kur’an ve kasideler ile adeta dinleyenleri manevi bir iklimde seyahate çıkaracaklar.

Önceki yıllarda yapılan Ankara ve İstanbul buluşmasına onlarca hafız katılmış ve tilavetleri ile gönülleri fethetmişti.

Aynı zamanda bu ziyafetler internet ortamında 3-6 saat canlı olarak yayınlanarak bir ilke imza atmış ve 100 binlerce Kur’an severe ulaşmıştır.

Özel süpriz konukların,yerli ve yabancı birçok hafızın katılacağı bu eşsiz ziyafete katılım ÜCRETSİZ‘dir. Programımız ERKEKLERE yöneliktir.

Kur’an ziyafeti ayrıca Sosyal medya hesaplarından canlı olarak yayınlanacaktır.Kur’an aşıkları bu yayınları izleyerek Kur’an’a doyacaklardır.

Canlı izleyebileceğiniz sosyal medya hesapları : 

►Facebook : https://goo.gl/L08nsN
►Youtube : https://goo.gl/kKXqwm

Program Adresi : https://goo.gl/maps/aU6iR3bZH3g2ZXJG7

169,390HayranlarBeğen
32,203TakipçilerTakip et
102,000AbonelerAbone ol

Most Popular

Araç çubuğuna atla