İnsan olmanın doğasında var olan bir konudan bahsetmek istiyorum. Öfke…

Söylerken dört harf ve kısa, yaşarken bitmek bilmeyen bir an olarak tanımlıyorum ben öfkeyi. Öfke denilen duygu aslında alev almış bir ateştir. Ateşin kontrol altına alındığı durumda, artık korkmamak gerekirken, kontrolden çıktığı durumlarda artık birçok çabanın onu durdurmak için yetersiz kaldığını görme imkanınız olmuştur mutlaka.

Ciğerlerimiz olan ormanlarımızın son günlerde çokça yandığı vak’alarda, bir kıvılcım ile başlayan, rüzgarların etkisi ile hararetlenen bir yangın, nasılsa ki önü alınmayacak bir felakete sebep olursa, aynı şekilde, öfke ateşi de hava ile karışır ve hararetlenirse, sahibinin başına telafisi olmayan büyük işler açabilir.

Hapiste yatan insanların ekseriyetine sorsanız neden buradasız diye, “bir anlık öfke” ifadesini sıkça kullandıklarına şahit olacaksınız.

Bu ateş öyle bir ateştir ki, adam öldürtür, kan döktürür, kişi çocuğunu, eşini, dostunu en yakınını dahi görmez olur.

Bu konu hakkında öyle somut örnekler vardır ki, İnternet’te haber sitelerine biraz göz gezdirmeniz yeterli olacaktır sanırım.

Peki, insan olmanın doğasında olan bu duygu geldiği zaman ne yapmak lazım ? Bu hararetli durumdan nasıl kurtulmak lazım ?

Elbette ateşin su ile olan münasebeti aklımıza gelmelidir. Ateşi (öfkeyi) söndürmek gereklidir ki, bütün bir ormana, mahalleye, şehire nihayetinde birşeylere zararı dokunup kül etmesin.

Tamam, iyi dedin güzel dedin de, öyle kolay mı hocam ? Dediğinizi duyar gibiyim.

Hatta size şunu itiraf etmek isterim ki, bende kendi şahsımda yıldırım hızında öfkelenen bir karaktere sahibim.

Fakat hepimizin ağzında artık deyimleşmiş bir ifade olan “Öfke ile kalkan, zararla oturur” sözü, öyle durduk yere hayatımıza girmiş değildir.

Hiç bir insan yoktur ki, öfkesi ile birşeylere zarar vermemiş olsun. Hiç birşeye zarar vermediyse en büyük zararı kendine vermiş olacaktır. Tabiki önlem almadıysa !

Bu noktada size Allah’ın ayetlerinden bir ayeti hatırlatma ihtiyacı hissetmiş bulunuyoruz.

﴾134﴿ Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.

Ali İmran Süresi 134

Bu ayetin bize düşündürdükleri olmalı mutlaka, olmalı ki hayatımıza dokunsun ve bize yol göstersin.

Ozaman birlikte düşünelim ;

Bu ayetin Arapçasında bulunan “الْغَيْظَ” kelimesine baktığımızda “hoşlanılmadık bir şeye karşı insanın duyduğu heyecan” anlamına gelmektedir.

Aslında nihayetinde insanın metabolik kimyasını bozan, diğer vücut azalarına etki eden duygudur. Yani kalp ile olan ilişkisini görmezden gelemeyiz değil mi bu durumda.

Metabolizma demişken, o kısmada değinmemiz gerekir. Neden öfkelendiğimizde bütün vucudu etkisi altına alan bazı gelişmeler olmaktadır ?

Millet olarak sıkça kullandığımız tabirlerden birisi “Kan beynime sıçradı” benzetmesidir. Aslında bu ifade edilmek istenen durum, adrenalin denilen hormonsal bir meselenin, pimine dokunulmuş bomba misali aktif hale geçmesidir.

Adrenalin salgılanması kalbe ve diğer organlara farklı farklı tesir edebilir. Nabız hızı artar, gözlerde kızarmalar görülür, bütün bir vücutta ısı artışı olur. Bunların getirisi ile karar verme yetisi azalır. Eğer kişi, bu durumu kontrol altına alma konusunda, bir meleke yani bir otomatik alışkanlık kazanmadıysa yapacağı ilk şey karşı bir hamle olacaktır.

Bu hamleyi tetikleyen şey aslında, kandaki glikoz oranının artmış olmasıdır.Glikozun artması ise direkt olarak beynin çalışma mekanizmasını değiştirir.

Çabuk sinirlenen ve stresli olan kişilerin genellikle kalp rahatsızlıkları geçirdiği tıb uzmanları tarafından tespit edilmiş bir gerçektir.

Peki buraya kadar meseleyi anladık. Yani keskin sirke, küpümüze, hepimize, topumuza zarar diyoruz.

Şimdi bana asıl soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim. Ne yapacağız ?

Bunun için meditasyon yapanlar, stres yönetimi dersleri alanlar, öfke kontrolü seminerleri alanlarınız olabilir. Evet gerekli ise ve düzeltici ise yapılabilir.

Fakat bir husus varki, bizler inanan, Kur’an gibi mucize bir kitabı olan ve o mucizeyi hayatıyla yaşayarak bizlere gösteren bir peygamberin ümmetiyiz.

İnsanlar olarak başıboş bir şekilde bırakılmadığımızın her zaman farkında olmalıyız değil mi ?

Peygamber efendimizin öfke ile ilgili olarak söylediği şu sözler aklımıza kazınmalı demiyorum. Çünkü öfke geldiğinde akıl devreden çıkıyor. Bu sözler kalbimize, ruhumuza kazanmalı ki, bizi durdurabilsin.

Bir dönem hiddeti ve şiddeti meşhur olan Ömer’in, Hz. Ömer olmasının hikmetini anlamak gerek. Peygamberimize bir gün, şöyle dedi ;

– Ya Resûlallah ! Bana öyle bir amel söyle ki, hem az olsun, hemde gönlümü illetten kurtarsın.

– Ya Ömer ! Öfkeni Yen. Öfkelendikleri zaman, öfkelerini yenemeyerek karşısında bulunana vurmaya kasteden, kendisini cehenneme atmış gibidir. Öfkelendiği insan olsun, hayvan olsun bu böyledir. Hele o öfkelendiği, hışım ettiği ve hatırını yıktığı sâlih bir kişi olursa, öfkelenen kişiyi Hak teâlâ düşman tutar, cehennemine atar ve rahmetinden mahrum eder.

Şeytan Allah’ın huzurundan kovulduğunda ondan niyaz ettiği şeylerden birisi de, maskaralardı. Onu nasıl isterse öyle hareket ettireceği maskaralar istedi.

Hak teâlâ ona ; “Git yâ mel’un, şu öfkelenenler ve öfkesini yenip sabredemeyenler ve öfkelerine uyanlar da senin maskaran olsunlar ” buyurdu.

Hakikaten, öfkesi ile kontrolden çıkmış şekilde davranan insanlar, şeytanların yönlendirme ve vesveselerine açık bir hale gelmiş olmuyor mu ?

Öfkeden kudurmuş çıldırmış birisini dışardan izlediğinizde, sizde uyandırdığı hissiyatı biraz olsun anlamınızı istiyorum.

Pek, bu durumun çaresi nedir dediğimiz zaman cevabımız yine 4 hafli bir kelimenin sırrında gizlidir. O kelime ise “HİLM” dir.

Kişi öfkelendiği zaman, hilm talep etmeli istemelidir. Peki hilm nedir ?

Hilm, sabır, ağır başlılık ve yumuşak huyluluktur, öfkeyle ve bencil duygularla başa çıkabilmektir. Kur’ân’da baştan sona kadar hilm ruhu mevcuttur.

Yani, biraz sabretmeli, ses çıkarmamalı ve buna tahammül etmeyi öğrenmelidir. Tamamen öfkeden soyutlanmak zordur. Fakat öfkeyi hilmle yenmeyi öğrendiği anda mesele bitmiş demektir.

Yine peygamberimizin muhteşem sözlerinden birisi şudur ki ;

“İlim, taallüm ile ve hilm tahallüm ile olur”

Hadis-i Şerif

Yani, ilim okuyup öğrenmekle ve hilm ki yumuşak başlılıktır, buna alışmakla olur, demektir.
Zamanla buna alışanlar artık halim olmaya doğru giderler. Hani halim selim olmak denir ya , tam bu mesele kastedilmektedir.

Sonuç olarak anlıyoruz ki, Allah’a ve peygambere inanmış kimselerin, onların sözlerine itaat ederek, uyarılarını dikkate almaları ile bu durumdan kurtulmaları mümkün olmaktadır.

İnanmayanların ise, en azından doktorların, pskilologların ve nice ilim erbabının tavsiyelerine uymaları gerektir ki, kalbi ve ruhi rahatsızlıklar baş göstermesin.

Neresinden tutarsanız tutun, zarar üstüne zarar…

O halde kendimize bir dönelim ve ÖFKE ile HİLM meselesini baştan tekrar düşünelim…

Rabbim hepimizi öfkesinin esiri ve şeytanların maskarası olmaktan korusun. AMİN