Son günlerde Çin’in, Doğu Türkistan’a yaptığı zulümleri akıl almıyor. Her Türk hanesine, bir Çinli erkek gözcü olarak veriliyor. Çin, sadece teknolojik olarak değil, işkence metotlarında da level atlamış durumdalar. 

Doğu Türkistan, adeta dünyanın en büyük ilim merkeziydi.Bizim bazen isimlerini anarak, övündüğümüz meşhur Türk-İslam alimlerinin bir çoğu bu topraklarda yetişmiştir.

İmâm-ı Buhârî, Hakîm-i Tirmizî, Kadı Semerkandî, İbn-i Sînâ (tıb âlimi), Fârâbî (filozof), Bîrûnî (matematik âlimi), Harezmî (cebir ilminin kurucusu), Merginânî (İslâm astronomisinin kurucusu) ve Uluğ Bey (astronomi âlimi) bunlardan bâzılarıdır.

Türk-İslam dünyası için çok önemli olan bu insanlara, sahip çıkmak bizim boynumuzun borcudur.

Türk olmasına gerek yok.Irk kardeşliğinden daha öte bir kardeşliğe sahibiz biz elhamdülillah.

Din kardeşliğimiz bütün bağlardan üstün bir bağdır.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ

“İnananlar ancak kardeştir.”

(Hucurat 10)

Günlerdir, haberlerde, konferanslarda insanlara yaptıkları akıl almaz “Çin İşkenceleri“ni okumuş ve duymuş olmalısınız.

Eğer sosyal medyada, böyle bir habere denk gelip, hiç yüreğiniz ağırmadıysa, biran olsun sizi duraklatmadıysa, içinize bir şeyler oturmadıysa, bırakın bu yazıyı da okumanıza gerek kalmamış demektir. Ölen ruhunuza bir Fatiha okuyun geçin !

Sosyal medya insanlara bu zulümleri duyurmak için büyük bir fırsat iken, bazılarımızı da, ruhsuz ve huzursuz zombilere çevirdiği gerçeğini unutmamak lazım.

Çin, yine işkencelerinin hakkını vererek, Müslüman kardeşlerimize akla ziyan şeyler yapmaya devam etmektedir.

“Rehabilitasyon Merkezi” adını verdikleri (Yersen!) yerlerde, asimile etmeye çalıştıkları insanlara, yaptıkları uygulamaların sınırı yok.

Zaten dışarıda, zulüm altında inleyen insanların içinden, seçtikleri kişileri çoluk çocuk demeden, kamplara alıp, tamamen dini kavramlardan uzaklaştırmak ve Çinlileştirmek istemektedirler.

İnsanlarıni yediği, içtiği, giydiği, dini velhasıl herşeyi ile, kendilerine benzemesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Benzemedi mi ? Ne olacak canım, öldürün gitsin !

Bu zulümden kaçarak ülkemize bir şekilde, gelmiş Türkistanlı kardeşlerimizin, anlattıkları şeyler inanılır gibi değil.Çin, sadece teknolojik olarak değil, işkence metotlarında da level atlamış durumdalar.

Uydu görüntüleri, Doğu Türkistan çölleri dahil olmak üzere birçok noktada inşa edilen ve içinde yüz binlerce Uygur Türkü’nün tutulduğu toplama kamplarının son bir yılda tam 3 katı büyüdüğünü ortaya koyuyor.

Sözde rehabilitasyon merkezlerinde (kamplarda) yaptıkları işkencelerden bazıları şunlar; 

  • Bir iki lokma yemek için, dakikalarca, devlet başkanlarına methu senalar ve dualar, çin komünist partisini öven söylemler ve şarkılar söylettiriliyor.
  • Toplama kamplarında, özellikle Cuma günleri, Cuma saatine denk getirilerek, domuz eti yedirme çalışmaları yapılıyor.
  • Eğer bu eti yemeyi reddettiğimiz zaman ise başka işkence aşamalarına geçiliyordu.
  • Duvara bakarak ayakta 24 saat durmak.
  • Özel işkence sandalyelerine bağlanarak 24 saat bağlı tutulmak.
  • 5m2 karanlık hücrelerde, günlerce tutulmak.
  • Anadan üryan şekilde, kışın buz üzerinde, yazın sıcak güneş altında ayakta tutulmak.
  • Diğer bir işkence şekli ise, su hücrelerinde 24 saat tutulmak.
  • Güneş doğmadan önce koşturulmak sureti ile çeşitli saçma uygulamalara maruz bırakılmak.
  • Yeterince hızlı koşamayanların cezalandırılması için özel bir odada bu kişilerin tekme ve kemerle dövülmesi.
  • Bazı hücrelerde yatmayı bırakın oturmak bile mümkün değil.Uyumak hak getire, uyursanız zaten hazırda bekleyen koca koca fareler var sizi uyandırmak için.
  • Kampa girerken, hiçbir dine mensup olmadığına dair kağıtlar imzalatmak.
  • İmzalamaz iseniz, kampın çok daha zorlu sıkıntılı yerlerine özel olarak koyulmak.
  • İmzalarsanız ben bu işten yırtarım sonra diye düşündüğünüzde, ölürseniz cenaze namazınıza dahi izin verilmemekte ve yakılmaktasınız.
  • Hükümet ise açıklamada, bu adam hiçbir dine inanmıyordu ne namazı ? demektedir.
  • 30 kişinin zor sığacağı hücrelere yüzlerce kişiyi ayakta sokarak işkence ki, anlatanlardan bazıları nöbetleşe çömelme yaparak dinlendiklerini söylemektedir.
  • Zaten kampta kadınsanız, işiniz çok daha zor.Çalışan erkek görevlilerin hergün, taciz ve tecavüzüne hazır olmalısınız ki, ahlaksızlık çinlilerde gayet normal görülmektedir.
  • Öldürülen, bir sürü kadın erkek çoluk çocuğun ise haddi hesabı bilinmemektedir.

Dışarıya gelirsek, kamp ortamında nasılsa, dışarıdaki polisiye tedbirlerde o derece ağırdır.

Düşünün camiye dahi kimlik kartı okutup girebiliyorsunuz.Onuda almak, aldıktan sonra taşımak her babayiğidin harcı değildir.

Heran bir Çinli gammazcının yüzünden “Rehabilite” olabilirsiniz ! Küçücük Türkistanlı çocukların, maruz bırakıldıkları insanlık dışı eylemleri anlatmıyoruz bile.

2 çocuk sınırı var. Velevki 3.sü oldu. Aile bireyleri hapis cezasına çarptırılır. Çocuk ellerinden alınarak ”Melekler Yuvası” projesi kapsamında “asil bir Çinli !” olarak yetiştirilir.

Sıkı durun en acayip ve saçma uygulamayı anlatmaktan utanç duyuyoruz, ama söylememiz gerek ! Ümmeti Muhammed’in duyması gerek!

Müslüman Türk her ailenin evine gözcü olarak birer Çinli erkek gönderiliyor. Yanlış duymadınız, her aileye…Kabul etmeme şansları yok.Aksi durumda kampa alınmakla tehdit ediliyor.

Evlerine aldıkları bu yabancı adamların, yatması, bakması ve tüm ihtiyaçları o aileye ait. Bazı aile bireylerinin erkekleri, kamplara alınmış olduğundan, evde bulunan çoluk çocuk, kadın kız bu ama hizmet etmek durumunda. Yapmadıkları takdirde, yine rapor tutulup, kamplara gönderilmekle tehdit ediliyorlar.

Binbir türlü eziyet, tecavüz, namussuzluk ne ararsanız bu uygulamaya dahildir.Ayrıca çinli herhangi bir erkek, istediği herhangi bir türk kızınla evlenebilir. Türklerin itiraz etme hakkı yoktur. Oldu ki , itiraz ettiniz, sizi ırkçılık suçlaması yaparak hapse atabilir, üzerinizde istediği gibi hak iddia edebilirler.

Evet Müslüman kardeşlerim, bizler cennet vatanımızda, ücretimize yapılacak zammı, eve girecek binbir çeşit yiyeceği, çocuklarımıza alacağımız oyuncakları, rahat rahat hastanelerde, çocuğumuzun elinizden alınma korkusu olmadan yapacağınız doğumları düşüne duralım…

Keyfimiz yerinde değil mi ? Allah bize bunun gibi zulüm altında inleyen dünyanın her yerinde ki, müslümanların ahvalinden sormayacak nasıl olsa değil mi ?

Emin olun ki, soracak…

Sorduğu zaman ise korkarım ki, hepimizin felaketi olacak !

ALLAH KORUSUN !