ARAP(esk) ve KUR’AN TİLAVETİ
Kur’an tilâvetinde “tavır” tartışmasına bir bakış açısı daha…

Evet dostlar tekrar alevlenen konuyu bu mecrada tartışmak bizi sanki kutuplaştırmış gibi…

Fakat öyle değil, bilakis konu gündeme geldikçe bazı tabular,kalıplar yıkılıyor ve insanların meseleye bakış açısı genişliyor.

Bu tartışmalar bana geçmişte yaşanan ARABESK-TÜRK MÜZİĞİ tartışmalarını hatırlattı.Özellikle Orhan Gencebayın başını çektiği grubun, bu tavrı ülkenin gündemine ve kültürüne zımba gibi çakması ile iyice ayyuka çıkmıştı.

Bu dönemde hatırlayanlar bilir, televizyon ekranlarında,hergün tartışmalar ve polemikler yapılmakta,magazinciler arada laf ve dedikodu taşımaktaydılar.

Meselenin özeti aslında şu idi;Arabesk denilen tarz Türk insanında okadar büyük bir etki bırakmıştı ki ,insanlar günlük hayatlarındaki kelimeleri cümleleri bu şarkılardan seçer olmuştu.Genel anlamda hep kadere,feleğe ve yaratıcıya isyanla dolu bu sözler, insanlarımızın beyninde pekte sağlıklı izlenimler bırakmamıştır.Ülkemizde bu şarkı sözü kültürünü ayrı bir yazıda ilerleyen günlerde tekrar ele alacağız.

Asıl soru aslında şudur.Bu arap(esk) tarzı neden bizim toplumumuzda bu denli yer etti ve karşılık buldu?
Döneminde fırtına gibi esen Zeki Mürenler,Saadettin Kaynaklar,Yıldırım Gürsesler vb. isimler varken,Türk müziği kültürü bu kadar güçlü iken biranda yeni bir tarz gelişiyor ve tüm ülkeyi kaplıyor.

İşte bizim ARAP-TÜRK tavır meselesine bakan tarafı tamda budur !

Aslında toplum olarak arap (esk) tarzına ne kadarda aşina ve açmışız.

Eski zamanlarda hacca giden hacılarımızın olmassa olmazlarından birisi , dönemin efsane arap okuyucularının ses kasetlerini satın almak ve ülkedeki Kuran dinleme kültürüne katkı sağlamaktı.

Gelen bu kasetler gençler tarafından heyecanla dinlenir elden ele geçer,kopyalanır ve gecelerce evlerde, arabalarda dinlenirdi.

Mutlaka bu arap tarzı Kuran okuyuşlarının insanlarda tutulma yapmasının sebebi, Kur’anın asli telaffuzlarının, Kur’an’da muciz olarak oluşturduğu akıcı güzelliktir.
Zaten bir belağat mucizesi olan Kelamullahın,fonetik ve mahareç olarak dünyanın en güzel sesli karileri ile buluşması, insanlarda Kur’an ile olan münasebetin artmasına vesile olmuştur.

Toplum olarak zaten Arap(esk) nağmeleri ile dolu olan kulakların,yine çok benzer nağmeler ile Kur’an okuyan hafızların sesiyle, Kur’an’nın mucizevi tarafı ile buluşması, bu kulaklarda yıllarca sürecek bir sedanın da kalmasına sebep olmuştur.

Peki Arap (esk) denilen nağme kültürünü Kur’an pratiğine taşıyan unsur nedir?

İşin bu tarafında Kur’an Mısır’da okunur cümlesinin bir tezahürü olarak bu topraklara gitmek gereklidir.

Döneminin divası kabul edilen,şarkın ve garbın en güçlü sanatkarı kabul edilen ÜMMÜ GÜLSÜM’ü konuşmamız gerekir.

Orhan gencebaylar,Ferdi Tayfurlar vb.birçok arabesk müziği temsilcileri bu insandan etkilenmiş, bu müzik ve nağme kültürünü coğrafyamıza taşımışlardır.

Peki Kur’an tilavet sanatının zirve dönemi kabul edilen,Abdussamedler,Mustafa ismailler,Kamil yusuflar,Minşaviler vb. Meşhur hafızların bu makamat kültüründen etkilenmediğini söylemek ne kadar doğru olur mu.

Ümmü gülsümün Mustafa İsmaili dinlediğini herkes bilir.Mustafa İsmailin onunla olan makam ilişkisini herkes kabul eder.Abdussamedin görüntülü bir röportajda: Kimleri dinlersiniz efendim? Sorusuna verdiği yanıt: Şarkın ve garbın en güçlü sesi Ümmü gülsümü dinlerim demesinin altında yatan bazı gerçekler vardir.

İşte bu kapsamda musikisi icrası ile uğraşanların mutlaka ve mutlaka kendi toprak ve coğrafyasında bulunan hafızlara olumlu-olumsuz mutlaka bir katkısı olmuştur.

Bu açıdan bakarsak bizim topraklarımızın müzik kültürü Kur’an okuma kültürümüzede yansımıştır.Bu yansıma ise telaffuzlarda ciddi bir değişmeye ve (ü)ncelmeye sebep olmuştur.
Bu hususta Prof.Dr Mehmet Akif Koç beyin Uluslararası Kıraat Sempozyumunda anlattığı hususları dinlemenizi tavsiye ederiz.

İşte yukarıda bahsettiğimiz özet bilgilerin yine bir özetini yapacak olursak,Türk toplumunun kulaklarını dolduran arap(esk) musiki kültürü ile, Kahire Mısır Tilavet kültüründe bulunan nağme yakınlığı,Kur’an’ın asli okunuş şekline de (telaffuz) yakın olması hasebiyle bizim toplumumuzda da bu denli ilgi ve alaka görmüştür.

Zamanında arabesk konserlerle stadyumlar dolduran bir milletten, Kur’an ziyafetlerinde stadyum dolduran bir millet elhamdülillah.

Bunu başlatanlardan olan AGD, acaba o dönemde Arap tavrı okuyan yabancı hafizları değilde,sadece Türkiyemiz hafızları ile program yapsaydı yine bu şekilde stadyumlar dolar ve milyonlarca cd leri satılırmıydı…

Şimdilerde elhamdülillah yine büyük kitleler Kur’an için bir araya geliyor.

Ama yine ülkenin en çok izlenen,dinlenen binlerce takipçisi olan(osman bostanci vb.gibi!!!) yarışmada olduğu gibi sosyal mecrada da İstanbul tariki ile okusaydı yine milyonlarca insan tarafından dinlenirmiydi?

 

Yıllardır bu tavır ve tarik üzre tilavet eden ustadlarimizin neden milyonlara ulaşmış ve dinlenmiş kayıtları bulunmamakta?

Bu soruların cevapları hala oturmamissa yukarıdaki yazımızı tekrar gözden geçirin.

Ama aslolan varolan bir gerçek şudur ki , KUR’AN MUCİZ İNSAN ACİZ’dir…

Fatih İmdat – Ankara 2017