Allah’ın Söyleyecek Sözü Biter mi Hiç ?

894

Fatih İmdat ‘ın tilavet ettiği kehf süresinde Allah bizlere ne buyuruyor ?

Kehf suresi meali, içeriğinde bulunan 110 ayetin açıklanmasıyla yapılır. Sure Mekke’de indirilmiştir. Surenin 28. ayetinin Medine’de indirildiği rivayet edilmektedir. Adını içinde geçen mağara arkadaşları anlamına gelen “Ashab-ı Kehf” den almaktadır.

Kehf suresinin meali nedir?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hamd olsun Allah’a kuluna bir Kitap indirdi ve ona hiç eğrilik koymadı.

Bunu bir Kitap olarak indirerek, insanları uyarmak ve faydalı işler yapan müminlere güzel mükafatları olduğunu müjdelemek istedi.

Onlar orada sonsuza kadar kalacaktır.

Allah çocuk edindi diyenleri uyarmak için.

Allah evlat edindi diyenlerin ve atalarının bununla bir alakası yoktur. Söyledikleri söz, yalandan başka bir şet değildir.

Bu Kitaba inanmazlarsa, helak olurlarsa üzüntüden harap olacaksın.

İnsanların yaptıkları amelleri denemek için, dünyadaki her şeyi kendine özel yarattık.

Biz orada bulunan her şeyi kuru bir toprak yapacağız.

Resulüm sen bizim ayetlerimizden yalnız Kehf ve Rakim sahiplerini  ibrete şayan mı sandın?

 

O gençler mağaraya sığınmış ve Rabbimiz bize rahmet ver, bizi bu durumdan kurtarmak için bir yol hazırla, demişler.

Bizde bu yüzden mağarada kulaklarına perde koyarak, onları uykuya daldırdık.

Daha sonra iki grubu da uyandırarak, burada kaldıkları süreyi hangisinin doğru tahmin edeceğini görmek istedik.

Onlar Rablerine inanmış kişilerdi. Biz onların başından geçen gerçekleri anlattık.

Bu yüzden onların hidayetini arttırdık.

Yiğitler ayağa kalkarak, “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz Ondan başka birine Rab demeyiz. Böyle yaparsak saçma konuşmuş oluruz.”

Bizim kavmimiz Allah dışında başka tanrılar buldular. Bu tanrılar bir tane delil gösterseler! Gösteremediklerinden dolayı Allah hakkında yalan söyleyenden başka zalim olur mu?

İçlerinden biri “Siz onlardan ve onların taptığı tanrılardan uzaklaştınız, bu yüzden mağaraya sığının. Sığının ki Rabbinizin rahmetinden faydalanın işleriniz kolaylaşsın ve kolaylıklar sağlansın.”

Resulüm orada olsaydın sen de güneşi görürdün. Mağaranın sağından doğar, solundan onlara dokunmadan batardı. Onlar güneş ışığından rahatsız olmazdı. Bu Allah’ın ayetleridir. O kime hidayet ederse, o hakka ulaşmıştır.  Hidayetten mahrum olanlar, kendilerini doğruya yöneltecek dost bulamazlar.

Onlar uykuda olmalarına rağmen, sen onları uykuda zannedersin. Onları sağa, sola çevirirken, köpekleri mağaranın girişinde yatmaktaydı. Onların durumuna muttali olsaydın, onlardan kaçar ve gördüklerinden korkardın.

Biz onları birbirine sormaları için uyandırdık, içlerinden biri: “Burada ne kadar kaldınız?” dedi. Bazısı “Bir gün ya da daha az kaldık.” diye cevap verdi. Bazıları da “Rabbiniz burada kaldığınız süreyi daha iyi bilir. İçinizden birini gümüş parayla şehre gönderin, hangi yiyecek temizse, oradan erzak getirsin. Orada dikkatli olsun, sizin burada olduğunuzu, kimseye belli etmesin. ”

Onlar sizi öğrenirse, ya sizi taşlar ve öldürür ya da kendi dinlerine çevirirler, iflah olmazsınız.

İnsanları bu konudan haberdar ettik ki, kıyametin olduğunu, Allah’ın vadinin hak olduğunu bilsinler. Onlar, üzerlerine bina yapın. Rableri onları iyi bilir. Onları bilenler ise, “Bizler onların yanı başına mescit yapacağız.”  dedi.

Bazıları “Onlar üç kişi, dördüncüsü köpekleridir.” diyecek, sonra “Beş kişidir, altıncı köpekleridir.” diyecekler. Böyle şeyler bilinmeyen hakkında yorum yapmaktır. Bazıları da “Yedi kişilerdir, sekizincide köpekleridir.” der. Onlara de ki, hepsinin sayısını Rabbim en iyisini bilir. Onlar hakkında bilgisi olan azdır. Bu yüzden Ashab-ı Kehf hakkında kimseden malumat isteme.

Asla “Bunu yarın yapacağım” deme.

Allah isterse yapacağım de. Unuttuğunda Allah’ın adını an de ki, “Umarım Rabbim beni doğruya ve yakın olana eriştirir.” de.

Onların mağarada kalış süresi üç yüz yıldır. Dokuz yılda buna ilave etmişler.

Onlara de ki, “Ne kadar kaldıklarını Allah bilir. Göklerin ve yerin tüm bilgilerini O bilir. O’nun görüp, işitmesi şayanı hayrettir. Gökte ve yerde her şeyin yöneticisi odur.

Rabbimin Kitabını oku. Onun kelimelerini kimse değiştiremez. O’ndan başka sığınak yoktur.

Sabah ve akşam Rabbine dua edenlerle birlikte sebat et. Dünya hayatına dalıp, onları ihmal etme. Kalbinizi bizi anmaktan sakınan, kötü emellerine uymuş aşırılığı huy edinmiş kişilere boyun eğme.

De ki: Hak, Rabbinizdendir. Dileyen iman etsin, isteyen inkar etsin. Biz zalimlere cehennem hazırladık. Onun duvarları ile kuşatıldılar. Yardım istediklerinde, yüzlerine haşlanmış su atılarak cevap verilir. Orası fena bir kalma yeridir.

İman eden ve güzel davranışlarda bulunanların, yaptıkları zayi edilmez.

Bu kişilere altından ırmaklar akan Adn cennetleri müjdelenmiştir. Cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak, altın bileziklerle bezenecek, yeşil elbiseler giyeceklerdir. Bu ne güzel karşılıktır.

Onlara iki adamı örnek ver, bunlardan birine iki üzüm bağı verilmiş, etrafı hurmalarla donatılmış, aralarında ekinler bitirmiştik.

İki bağın tamamı yemiş vermiş, aralarından ırmak fışkırtılmış.

Bu kişinin başka geliri var. Arkadaşıyla konuşurken şöyle demiş, “Benim servetim senden fazla, insan sayısı bakımından da, senden güçlüyüm.”

Bu gururla ve kibirle, kendine zulmederek bağına girdi. Dediği “Bunun asla yok olacağını sanmam.”

“Kıyametin kopacağını da zannetmiyorum. Rabbimin huzuruna götürülürsem, bundan hayırlı bir son bulurum.”

Arkadaşı ona, “Sen seni toprak ve nutfeden yaratan, seni adam yapan Allah’ı inkar mı ettin.”

“O benim Rabbimdir, ben Rabbime asla ortak koşmam.”

Bağına girdiğin zaman, Maşallah, kuvvet Allah’ındır, deseydin ya, malca ve evlatça beni güçsüz görüyorsan.

Rabbim bana senin bağından daha iyisini verir, senin bağına yıldırımlar gönderir ve bağın kuru bir toprak halini alır.

Ya da bağın suyu çekilir, arayıp bulamazsın.

Sonunda serveti yok edildi. Bağı için yaptığı masraflardan dolayı ellerini ovuşturdu. Keşke diyordu, Rabbime hiç ortak koşmasaydım!

Kendine Allah’tan başka yardım edecek olmadığı gibi, kendini kurtaracak gücüde yoktu.

Yardım ve dostluk burada, hak olan Allah’a mahsustur. O en güzel mükafatı ve en güzel akıbeti verendir.

Onlara şunu örnek göster: Dünya hayatı gökten inen su gibidir, bu us sayesinde yeryüzünde bitkiler karışmış, sonra rüzgarla savrulmuş çöp haline gelmiştir. Allah her şeyin üzerinde iktidar sahibidir.

Dünya serveti ve oğullar dünya hayatının süsüdür. İyi işler Rabbin nazarında daha hayırlı ve sevaptır.

O günü düşün, dağları götürürüz, yeryüzü çıplak kalır. Hiçbirini bırakmaz, mahşerde toplarız.

Hepsi sırayla Rabbinin huzuruna çıkarılmışlar, sizi ilk yarattığımız halde gelirsiniz. Oysa siz vaat edilenlerin tahakkuk edileceği zamanın tayin edilmediğini zannetmiştiniz, değil mi?

Kitap ortaya konmuş, suçluların burada yazılı olanlardan korktuğunu görürsünüz. “Vay halimize! bu kitap nasılmış, her şeyi saymış.” Senin Rabbin kimseye zulmetmez.

Meleklere Adem’e secde edin demiştik, İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis cinlerdendir. Rabbinin emrinden çıkmıştır. Şimdi siz de beni bırakıp, onun soyundan dost mu tutuyorsunuz. Onlar sizin düşmanınızdır.

Ben onları göklerin, yerin, kendilerinin yaradılışına şahit tutmadım. Ben yoldan çıkaracakları yardımcı edinmem.

Kafirlere o günü düşünün dedi, benim ortağım yerine koyduğunuz şeyleri çağırın. Çağırmalarına rağmen cevap alamamışlar. Çünkü biz onların arasına tehlikeli uçurum koyduk.

Suçlular ateşi görünce, orayı boylayacaklarını anladılar ve kurtuluş yolu bulamadılar.

Biz Kur’an da insanlara her türlü şeyi saydık. Lakin tartışmaya en düşkün varlık insandır.

Kendine hidayet geldiğinde, insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına gelmesinden korkmalarıdır. Ya da azabın kendilerine gelmesini beklemelerindendir.

Resulleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kafirler batılı, batılla ortadan kaldırmak isterler. Ayetlerimizi ve uyarılarımızı alaya almışlardır.

Rabbinin ayetleri hatırlatılmasına rağmen, ona sırt çeviren kişiden, kendi eliyle yaptığını unutandan daha zalim kim olabilir. Biz onların kalplerine ağırlık, kulaklarına sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da, hidayete eremeyecekler.

Senin Rabbin bağışı bol, merhamet sahibidir. Yaptıklarından dolayı onlara azabı çabuk verirdi. Onlara tanınmış bir süre vardır, bundan sonra kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklar.

İşte onları zulmettikleri zaman helak ettik. Onları helak etmek için, belli bir zaman seçtik.

Musa bir zaman şöyle demişti, “Durup dinlenmeyeceğim, iki denizin birleştiği yere varacağım, ya da senelerce yürüyeceğim.”

İkisi de, iki denizin birleştiği yere vardığında balıklarını unuttular. Balık denizde yol tutup gitmişti.

Buluşma yerini geçtiklerinde, Musa adamına, kuşluk yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuz yüzünden başımıza çok sıkıntı geldi.

Adamı gördün mü dedi, balığı unuttum. Onu bana şeytandan başkası unutturmadı. O denizde yolunu tutmuştu.

Musa, “İşte aradığımız buydu” dedi. Hemen izlerin üzerinden geriye döndüler.  

Kullarımızdan birini bulup, ona katımızdan rahmet vermiş, ona ilim öğretmişiz.

Musa!da ona, sana öğretilen şeyden, benim doğruyu bulmama yardımcı olacak bilgiyi öğretmen için sana mı tabi olacağım, dedi.

Oda, doğrusu sen benimle birlikteliğe sabredemezsin, dedi.

İçini kavrayamadığın bilgiye nasıl sabredeceksin.

Musa inşallah beni sabrederken bulacaksın, senin emrine karşı gelmem.

Bana tabi olacaksan, ben bilgi verene kadar soru sorma.

Böylece yürüdüler. Gemiye bindiklerinde o gemiyi deldi. Musa; halkını boğmak için mi gemiyi deldin, sen büyük zarar yaptın.

Ben sana benimle sabredemezsin demedim mi, dedi.

Musa’da unuttuğum şeyden dolayı bana güçlük çıkarma, dedi.

Yürüdüklerinde rastladıkları erkek çocuğu o hemen öldürdü. Musa, temiz bir canı neden öldürdün, katlettin. Sen çok fena bir şey yaptın, dedi.

Ben sana benimle sabredemezsin demedim mi, dedi.

Musa, bundan sonra sana bir şey sorarsam, benimle arkadaşlık yapma. Benim açımdan, mazeretin sonuna geldin.

Yürürken, bir köye geldiler. Köy halkından yiyecek istemelerine rağmen, köy halkı onları misafir etmekten kaçındı. Yıkılmak üzere olan duvarı düzeltti. Musa, isteseydin bunun karşılığında ücret alırdın.

Oda şöyle dedi, bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü göstereceğim.

Gemi denizde çalışan yoksullarındı. Onları kusurlu yapmak istedim. Onların arkasında gemiyi gasp eden bir kral var.

Erkek çocuğun ise ana babası müminlerdendi. Çocuğun onları nankörlüğe boğmasından korktuk.

Böylece Rableri onun yerine, daha temiz olanı versin.

Duvarda iki yetim çocuğa aitti. Altında onlara ait hazine vardı. Babaları da iyiydi. Rabbin çocukların güçlü olmasını istedi. Büyüdüklerinde hazinelerine sahip olmalarını istedi. Ben bunu kendiliğimden yapmadım. Bunlar sabredemediğin şeylerin iç yüzüdür.

Resulüm Zülkarneyn hakkında soru sorduklarında, size ondan hatıra okuyacağım.

Biz onu yeryüzünde kudret ve iktidar sahibi yaptık. Muhtaç olduğu her şey için, bir yol gösterdik.

Oda bir yol tuttu.

Güneşin battığı yere varınca, onu kara balçıkta buldu. Yanında bir kavme rastladı. Bizde Zülkarneyn’e ya azap et, ya da iyilik yap dedik.

Oda, haksızlık edeni cezalandıracak ve Rabbine gönderilecek, Allah’ta ona azap uygulayacak.

İman eden, iyi davranan kişi için, en güzel karşılıklar verilmiş. Buyruğumuzun kolay olanı sunacağız.

Sonra bir yol tuttu.

Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu bir kavim üzerine doğar buldu. Onlar için güneşten koruyucu bir örtü yapılmamıştı.

İşte onunla ilgili her konudan bilgi sahibiydik.

Sonra bir yol tuttu.

İki dağ arasına ulaştığında, hiç bir sözü anlamayan bir kavim buldu.

Ey Zülkarneyn! Bu yerde Ye’cuc ve Me’cuc bozgunculuk yapar. Onunla ve bizim aramızda set olman için sana vergi verelim mi?

Oda, Rabbimin beni bulundurduğu kudret ve nimet daha hayırlı, siz bana kuvvetinizle destek olun bende aşılmaz bir set yapayım.

Bana demir getirin. Dağın iki tarafını aynı seviyeye getirdiğinde, üfleyin dedi. Kor haline geldiğinde, getirin üzerine erimiş bakır dökeyim, dedi.

Böylece onu aştılar.

Zülkarneyn, bu Rabbimin rahmetidir. Ancak Rabbimin vadi gelince, onu yerle bir eder.

Kıyamet günü geldiğinde biz onları çalkalanır halde bırakmışız. Sur’a üfürülmüş, onları bir araya getirmişiz.

Gözleri beni görmeyen, kulakları tahammül etmeyen kafirleri, cehennemle yüz yüze getirmişiz.

Gözleri beni görmeyen, kulakları tahammül etmeyen kafirleri, cehennemle yüz yüze getirmişiz.

Kafirler beni bırakıp, kullarımı dost edineceklerini düşündüler? Cehennemi kafirlere konak olarak hazırladık.

Size iş bakımından zarara uğrayanları gösterelim mi?

Bu kişiler iyi işler yaptıklarını sanan, çabaları boşa gidenlerdir.

Onlar Rablerinin ayetlerini, Ona kavuşmayı inkar etmiş ve amelleri boşa gitmiş olanlardır. Onlara kıyamet günü ölçü yoktur.

Bu yüzden onların cezası cehennemdir.

İman ederek, iyi davranışlar sergileyenlerin makamı Firdevs cennetleridir.

Onlar orada sonsuza kadar kalacaklar. Oradan ayrılmak istemeyecekler.

Rabbimin sözleri için derya kadar mürekkep olsa, bir o kadar daha fazlası olsa, Rabbimin sözleri bitmeden deniz tükenecektir.

Ben yalnızca sizin gibi insanım. Bana İlah’ınızın sadece İlah olduğu söyleniyor. Kim Rabbine kavuşmayı istiyorsa, iyi işler yapsın, Rabbine ortak koşmasın.